Azerbeycan Türklerine Uygulanan Soykırım - Balkan Günlüğü GazetesiBalkan Günlüğü Gazetesi

Azerbeycan Türklerine Uygulanan Soykırım

Son Güncelleme :

10 Ocak 2017 - 0:14

1.067 okuma
Array ( [0] => 2 [1] => 4 [2] => 5 [3] => 8 [4] => 10 [5] => 12 [6] => 14 [7] => 16 [8] => 18 )

 

 

///20. yüzyılın sonunda yaşanan iki vahşeti unutamayız. Bunlardan birisi 11 Temmuz 1995’te Bosna’nın Srebrenitsa kentinde Sırp askerlerin yaptığı katliamdır. İkincisi de Srebrenitsa’dan üç yıl 3 ay 15 gün önce, 1992 Şubat sonunda Dağlık Karabağ Hocalı’da Ermeni askerlerinin yaptığı katliamdır. Bunlardan birincisi Lahey Adalet Divanı tarafından soykırım olarak kabul edilmiştir. İkincisi ise, yüzyıldan fazla geçmişe sahip bir meselenin, 1915 Ermenilerin Anadolu’dan tehciri ve Karabağ meselesinin parçası olarak ele alındığı için uluslararası kamuoyunda münferit bir olay olarak algılanmamaktadır. Hal böyle olunca değerlendirmesi de tarafsız olarak yapılmamaktadır.

 

 

TAYFUN ATMACA

 

Yüzüncü yıldönümünü Ermenilerin büyük gürültülerle andığı 1915 olayları nedir? Özet olarak, 1915 yılında Anadolu topraklarındaki Ermeniler Osmanlı hükümeti tarafından Suriye ve Lübnan taraflarına nakledildi. Bu nakil sırasında çıkan olaylar ve hastalıklarda ölen Ermenilerin sayısı daha sonraki yıllarda Ermeni diasporası tarafından çok abartılı olarak propaganda edildi ve Osmanlı idaresi soykırım yapmakla suçlandı. Oysa savaş ortamıydı. Anadolu’da yaşayan Ermeniler arasında örgütlenen ve 1915’ten önceleri de Anadolu’nun birçok yerinde Müslüman ahaliye saldıran çeteler, savaşan Osmanlı ordusu için cephe gerisinde bir tehdit oluşturuyor, öte yandan Ermeni azınlığın can ve mal güvenliği de tehdit altına girmiş oluyordu. Böylesi gerçekçi gerekçelerle gerçekleştirilen tehcir, Ermeniler tarafından, uluslararası kamuoyunda halen Osmanlı idaresini soykırım yapmış gibi göstermek ve onun varisi sayılan Türkiye Cumhuriyeti devletini de bu soykırım “suçunu” kabule zorlamak için kullanılmaktadır. Tarihi gerçeklerle bağdaşması mümkün olmayan bu haksız propaganda, peşin Osmanlı husumeti nedeniyle Hıristiyan toplumlarda etkili olmaya devam etmektedir. Hocalı katliamı, Hıristiyan camia tarafından 1915 olaylarından ve Karabağ meselesinden müstakil olarak ele alınabilse bile, yine benzer gerekçelerle tarafsız bir gözle değerlendirilmemektedir. Bu yazıda 1915 olaylarından bu kadar bahsedilecek, 1915’le birlikte hep gündemde olan Karabağ meselesi özetlenecek, sonra Hocalı katliamı ve Ermenistan tarafından işgal edilen Azerbaycan toprakları meselesi ele alınacaktır. Sonra da yaşanan vahşete şahitlik etmiş insanların acı dolu hikâyelerine yer verilecek ve insanlık dışı olayların dünya basınında ne şekilde yer aldığı gözler önüne serilecektir. Ayrıca, uluslararası kuruluşların konu ile ilgili olarak yazdıkları raporlar ve hayata geçirilemeyen kararlarının yanı sıra, Ermenistan tarafından 1989-1994 yılları arasında Azerbaycan’a karşı gerçekleştirilen terör eylemleri de mercek altına alınacaktır.

20 OCAK 1990 KATLİAMI

 

SSCB’nin dağılma arifesinde bölgede meydana gelen ve bağımsızlık talep eden gösterilerin sürmesi üzerine Moskova yönetimi, “istikrarın sağlanması” için Bakü’ye özel eğitimli ve ağır silahlarla donatılmış Kızılordu birliklerini sevk etmiştir. Bakü’ye 20 Ocak 1990 gününün ilk saatlerinde giren Kızılordu birlikleri, sokaklarda sivil halka ve konutlara karşı ağır silahlarla hedef gözetmeden ateş açmıştır. Gece boyunca devam eden katliamın boyutları sabah saatlerinde ortaya çıkarken, daha sonra yapılabilen çalışmalar sonucu, aralarında kadın ve çocukların da olduğu 131 kişinin hayatını kaybettiği, 250’den fazla insanın yaralandığı belirlendi. Olayla ilgili başlatılan soruşturma elde edilen bulguların Moskova’ya gönderilmesi ve daha sonra incelemelerin durdurulması nedeniyle hâlâ sonuçlandırılamamıştır. Azerbaycan’da halen 20 Ocak katliamının facia olarak değerlendirilmesinin yanı sıra katliam kurbanları da bağımsızlık şehitleri olarak anılmaktadır.

 

HOCALI KATLİAMI

 

Hocalı Katliamı, 25 Şubat 1992’de Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kentinde çok sayıda Azeri sivilin, Ermeniler tarafından öldürülmesi olayıdır. Azeri kaynaklarına ve Memorial Human Rights Center, Human Rights Watch ve diğer bazı uluslararası insan hakları kuruluşlarının bildirdiklerine göre katliam, Rus 366. Motorize Alayı’ın desteğindeki Ermeni silahlı kuvvetleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Human Rights Watch, Hocalı katliamını Karabağ’ın işgalinden bu yana cereyan eden en kapsamlı sivil kırımı olarak nitelendirmiştir. Azeri kayıplarının sayısı üzerinde tartışmalar devam etmekteyse de, 400 ila 1000 arasında oldukları genel kabul görmektedir. Azerbaycan resmî kaynaklarının bildirdiği resmî rakam 613 sivil olup, bunların 106’sı kadın ve 83’ü çocuktur.

 

ARKA PLANI ANA MADDE: KARABAĞ SAVAŞI

 

1991 yılında Azerbaycan’ın bağımsızlık ilanının ardından kurulan mecliste Sovyet döneminde olan olaylar nedeni ile halktan gelen baskılar karşısında Dağlık Karabağ’ın özerk bölge statüsünün kaldırılmasına karşılık Dağlık Karabağ Meclisi bir halk oylaması düzenleyerek cevap vermiştir. Çoğunluğu Ermenilerin oluşturduğu bölgede referandum sonucunda Dağlık Karabağ Parlamentosu bağımsızlığını ilan ederek 6 Ocak 1992 tarihinde Dağlık Karabağ Cumhuriyeti kurulmuştur. Ermenistan dahil hiçbir ülke tarafından tanınmayan bu bağımsızlık ilanı ardından 1992’de Sovyet birlikleri de bölgeden çekilmiştir.

Hocalı Katliamı’na giden süreçte Ermenilerin Ruslar tarafından açıkça desteklendiğinin bulguları vardır. Ermeni gönüllülerden oluşan silahlı gruplar Dağlık Karabağ’a yerleştirilmiştir. Ardından son Sovyet lideri Mihail Gorbaçov, 25 Temmuz 1990’da yayımladığı bir kanun ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti yasa dışı silahlı grupların kurulmasını yasaklamış ve kanunsuz olarak saklanan silahlara el konulmasını sağlamıştır. Bu kanunla birlikte Azerbaycan’ın bütün bölgelerinde av silahları da dâhil olmak üzere silahlar toplanmış, Dağlık Karabağ’da ise bu görev Rus askerleri tarafından yerine getirilmiştir. 1990 yılının Ağustos ve Eylül aylarında Ermeniler tarafından otobüs baskınları, yol kesme gibi eylemler gerçekleştirilmiştir. 1990 yılı başlarında yaklaşık 186 bin Azeri, Ermenistan’dan Azerbaycan’a gitmeye zorlanmıştır. Ekim 1991’de ilk Azeri köyü Ermenilerce ele geçirilmiştir. Yukarı Karabağ bölgesinin en önemli tepelerinden birisinde olan Hocalı köyü stratejik olarak Ermenistan Silahlı Kuvvetleri için askerî bir hedef niteliğinde idi. Hocalı stratejik olarak Karabağ dağ silsilesinde Ağdam-Şuşa, Eskeran-Hankendi yollarının üzerinde yerleşmektedir. Hocalı’nın coğrafi stratejik konumu Ermeni silahlı birliklerinin buraya saldırmasına müsaitti. Hocalı Dağlık Karabağ Bölgesi’nin merkez şehri olan Hankendi’nden 10 km uzaklıkta güneydoğusundadır. Karabağ’daki mevcut tek hava alanının burada olması ve demiryolunun da buradan geçmesi nedenleriyle kent, stratejik önemi haizdi.

 

OLUŞUMU

 

Hocalı 1991 yılının Ekim ayından itibaren ablukadaydı. Ekim’in 30’unda kara yoluyla ulaşım kapanmış ve tek ulaşım vasıtası helikopter kalmıştı. Hocalı’ya son helikopter 1992 yılı Ocak ayının 28’inde gitmişti. Şuşa şehrinin semalarında bir sivil helikopterin vurulması ve bunun sonucunda 40 kişinin ölümünden sonra bu ulaşım da kesilmişti. Ocak ayının 2’sinden itibaren şehre elektrik verilmemişti. Şubatın ikinci yarısından itibaren Hocalı, Ermeni silahlı birliklerinin ablukasına alınmış ve her gün toplarla, ağır makineli silahlarla saldırıya maruz kalmıştır. 936 km2’lik alana sahip ve 2.605 aileden ibaret 11.356 kişinin yaşadığı Hocalı kasabası 26 Şubat 1992 tarihinde yüzyılın en acımasız soykırımına maruz kalmış ve kasaba tamamıyla yok edilmiştir. Hocalı bu katliamın yaşandığı sırada Azerbaycan Silahlı Kuvvetlerinin koruması altında değildi ve tamamen savunmasız bir durumdaydı. Hocalı da dağınık halde elinde hafif silahlar bulunan 150 kişi bulunmaktaydı. Azerbaycan silahlı kuvvetleri Hocalı halkına yardım edemedi, hatta uzun süre cesetlerin alınması bile mümkün olmadı. Ermenistan Silahlı Kuvvetleri köyü üç yönden kuşatmış, helikopter ve ağır silahların yardımı ile önce köyü bombalamış ve ardından da köye girerek katliam yapmıştır. Ermeniler bu köyü işgal ederek bütün bölge halkına bir mesaj vermek istemekteydiler. Nitekim Azerbaycan Türkleri için ağır bir mesaj vermiş oldular. Hocalı işgal edilerek ve neredeyse tamamen yok edilerek bölgedeki çözülme hızlandırılmış oldu. Ermeniler bu hamleyle aynı zamanda önemli bir stratejik mekânı da işgal ederek askeri açıdan önemli bir başarı elde etmiştir. Ancak insanlık adına tarihin en acımasız soykırımı gerçekleştirilmiştir. Diğer taraftan Ermeniler için bu soykırım kendilerinin iddia ettiği 1915 yılında yaşananların bir öcü niteliği de taşımaktaydı. Ermenistan Silahlı Kuvvetleri 1992 yılının 25 Şubatı 26 Şubata bağlayan gecede bölgedeki 366. Alayın da desteği ile önce giriş ve çıkışını kapadığı Hocalı köyünde sivil, kadın, çocuk, yaşlı ayırımı yapmadan resmi rakamlara göre 613 kişiyi katletmişlerdir. Katledilenlerin 83’ü çocuk, 106’sı kadın ve 7’den fazlası ise yaşlıydı. Normalde en şiddetli savaşlarda dahi savaş dışında tutulan, dokunulmayan bu kesime Ermeniler yaşlı, kadın ve çocuk demeden acımasız işkenceler yaparak katletmiştir. Bu katliamdan toplam 487 kişi ağır yaralı olarak kurtulmuştur. 1275 kişi ise rehin alınmış ve 150 kişi ise kaybolmuştur. Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde cesetlerin birçoğunun yakıldığı, gözlerinin oyulduğu, kulakları, burunları ve kafaları ile vücutlarının çeşitli uzuvlarının kesildiği görülmüştür. Aynı vahşetten hamile kadınlar ve çocuklar bile nasibini almıştır.

 

BASINDA HOCALI SOYKIRIMI

 

* Krua l’Eveneman Dergisi (Paris), 25 Şubat 1992 tarihi: Ermeniler Hocalı ’ya saldırmıştır. Bütün dünya vahşice öldürülmüş cesetlere şahit oldu. Binlerce Azeri’nin öldüğünden bahsediyor.

* Sunday Times Gazetesi ( Londra) 1 Mart 1992 tarihi: Ermeni askerleri binlerce aileyi yok etmiştir.

* Financial Times Gazetesi (Londra) 9 Mart 1992 tarihi: Ermeniler Ağdam’a doğru giden orduyu kurşun yağmuruna tutmuştur. Azeriler 1200 kadar ceset saymış. Lübnan’lı kameraman, ülkesinin zengin Ermeni Taşnak lobisinin Karabağ’a silah ve asker gönderdiğini

onaylamıştır.

* Times Gazetesi (Londra) 4 Mart 1992 tarihi: Birçok insan çirkin hale getirilmiş, masum kızın sadece kafası kalmış.

* İzvestiya Gazetesi( Moskova) 4 Mart 1992 tarihi: Kamera kulakları kesilmiş çocukları gösterdi. Bir kadının yüzünün yarısı kesilmişti. Erkeklerin kafa derisi soyulmuştu.

* Le Mond gazetesi (Paris) 14 Mart 1992 tarihi: Ağdam’da bulunan basın mensupları, Hocalı’da öldürülmüş kadın ve çocuklar arasında kafa derisi soyulmuş, tırnakları çıkarılmış üç kişi görmüşler. Bu, Azerilerin propagandası değil bir gerçektir.

* İzvestiya Gazetesi (Moskova) 13 Mart 1992 tarihi: Binbaşı Leonid Kravets: “Ben kendim tepede yüze yakın ceset gördüm. Bir erkek çocuğunun kafası yoktu. Her tarafta işkenceyle öldürülmüş bayan, çocuk ve yaşlılar vardı.”

* Valer Actuel Dergisi (Paris) 14 Mart 1992 tarihi: Bu ‘özerk bölgede’ Ermeni silahlı birlikleri yakın doğuda üretilmiş yeni teknolojiye, ayrıca helikoptere sahiptiler. ASALA’nın Suriye ve Lübnan’da askeri kamp ve silah depoları vardır. Ermeniler yüzden fazla Müslüman köylerine saldırı düzenlemiş ve Karabağ’daki Azerbaycanlıları öldürmüşler.

* R. Patrik, İngiliz Muhabir (olay yerinde bulunmuş): “Hocalı’daki vahşiliklere dünya kamuoyunda hiçbir şekilde hak kazandırılamaz !!!”

* Golos Ukraini: V Stacko: Savaşın yüzü olmuyor. Yalnız çokça maske, kanlı gözyaşları, ölüm, bedbahtlık, yıkımlar. Hocalı’da bebekleri ne için katlettiler, ya anneleri? Allah insanı cezalandırmak isteyince onun aklını alıyor.’

* Nie Gazetesi: (Bulgaristan) Violetta Parvanova: ‘Hocalı insanlığın faciasıdır.’

* 3 Mart 1992’de BBC Morning News saat 07.37 yayınında durumu şöyle aksettirmiş;

“Canlı yayın muhabirimiz 100 den fazla Azeri erkek, kadın ve bebek dahil olmak üzere çocuk cesetleri gördüğünü ve bunların başlarına yakın mesafeden ateş edilerek öldürüldüğünü rapor ediyor.”

* Human Rights Watch: Hocalı katliamını Karabağ’ın işgalinden bu yana cereyan eden en kapsamlı sivil kırımı olarak nitelendirilmiştir.

* Amerikalı gazeteci Thomas Goltz: “Fotoğrafçı arkadaşım öyle etkilenmişti ki fotoğraf çekebilmesi için kendisini objelerin üzerine doğru itmem gerekiyordu. Cesetler, mezarlar, evet hepsi mide gerektiriyordu. Ama olanları anlatmak, dünyaya duyurmak gerekliydi. Hayatta kalanları bularak hemen orada neler dediklerini kaydettik. Bazı cesetleri tanımaya çalıştım ama yüzlerinden vurulanlar, tanınmayacak halde olanlar vardı. Bazılarının kafa derileri yüzülmüştü.’

* Hocalı katliamına tanık olan ve daha sonra Beyrut’a yerleşen Ermeni gazeteci Daud Kheyriyan, ‘For the Sake of Cross’ (Haçın Hatırı İçin) isimli kitabında (Sayfa: 62-63) vahşeti şöyle anlatıyor: ”…Gaflan denen ve ölülerin yakılmasıyla görevli Ermeni grup, Hocalı’nın 1 kilometre batısında bir yere 2 Mart günü 100 Azeri ölüsünü getirip yığdı. Son kamyonda 10 yaşında bir kız çocuğu gördüm. Başından ve elinden yaralıydı. Yüzü morarmıştı. Soğuğa, açlığa ve yaralarına rağmen hâlâ yaşıyordu. Çok az nefes alabiliyordu. Gözlerini ölüm korkusu sarmıştı. O sırada Tigranyan isimli bir asker onu tuttuğu gibi öteki cesetlerin üstüne fırlattı. Sonra tüm cesetleri yaktılar. Bana sanki yanmakta olan ölü bedenler arasından bir çığlık işittim gibi geldi. Yapabileceğim bir şey yoktu. Ben Şuşa’ya döndüm. Onlar Haç’ın hatırı için savaşa devam ettiler.”

 

HOCALI ŞAHİTLERİNİN İFADELERİNDEN SOYKIRIM

 

* Cemil Cümşüdoğlu Memmedov: Nehçivanik köyüne gidip Ermenilere torunuma acımalarını söyledim. Bana hakaret edip komutana verdiler. O da bizi hapsetmelerini emretti. Burada çok sayıda kadın kız, çocuk vardı. Sonra bizi Askeran’a getirdiler. Karım, kızım, eniştem oradaydı. Tırnaklarımızı çektiler. Zenciler havaya sıçrayıp, yüzüme tekme atıyorlardı. Çok işkenceden sonra beni Ermeniler ile değiştirdiler. Karım, kızım ve torunumdan hiç haber alamadım.

* Seriye Talibova: Gözümün önünde 4 Mesket Türk’ünün, 3 komşumuzun başını Ermeni askerinin mezarı başında kestiler. Ermeniler, anne babalarının önünde çocuklarına işkence yapıp öldürdüler. Sonra cesetleri buldozerlerle dereye döktüler.

* Cemal Allahverdioğlu Orucov: 16 yaşındaki oğlumu kurşunladılar. 23 yaşındaki kızımı iki ikiz oğlu ve 18 yaşındaki hamile kızımı elimizden aldılar.

* Hatice Abdullayeva: Bir süre yalın ayak ormanda kaldıktan sonra babam, annem ve 16 yaşındaki kız kardeşim soğuğa dayanamadılar. Esir düştüm, taşnak esirlerle değiştirildim. Şimdi iki ayağımdan da mahrumum.

* Mirza Allahverdiyev: Ermenilerin saldırısından sonra ormana kaçtık. Burada 3 gün aç-susuz kaldık. 28 Şubat akşamı bizi kuşattılar. Bizi Askeran’da ölüm hücresine aldılar. Her gün birkaç adamı götürüp öldürüyorlardı. Altın dişlerimi kerpetenle çıkardılar. Babamı, iki kardeşimi, kardeşimin oğlunu öldürdüler.

* Nesibe Aliyeva: Ormandan çıkar çıkmaz Ermeniler ateş açtılar. 40 kişiydik. 26 kişiyi aralarında oğlumu ve eşimi de öldürdüler.

* Hatice Orucova: 8 yaşındaydım. Gözümün önünde babamı, annemi, 6 yaşındaki kız kardeşimi Ermeniler kurşunlayıp öldürdüler. Kurşun bana da geldi.

* Muhammed Orucov: Ermeniler esirler arasında 10-13-15 yaşlarında kızları ayırarak götürdüler.

* Cemil Memmedov: Şehre giren tanklar ve zırhlı taşıyıcılar evleri yıkıyor ve insanları eziyordu.

* Talibov Samed: Yapılan işkenceler karşısında seslerini çıkaranları hemen öldürüyorlardı.

Esirlikte gördüğüm dehşeti hiç unutamayacağım.

*Müşfik Alimemmedoğlu (Hocalı yerlisi): “Yarı otomatik ve eski silahlarla karşılık vermekteydik, ancak yemek ve cephane bitmişti. Uzun bir çatışma sonucunda 25 Şubat’ta çöktük. Gece yarısı Ermeniler ateş eşliğinde ilk önce havalimanını ateşe verip, sonra da şehirde bulunan insanları yaktılar. Şehri savunanların çoğu helak olmuş, kalan grup ise Ağdam’a kaçtılar. Ağdam’a kaçan kadın ve çocuklar yolda Ermeni tuzağına düştüler.”

*Miniş Aliyeva (50 yaşında): “Biz ormanda karlar içinde yolumuzu kaybetmiştik. Caddeden geçtiğimizde koluma bir kurşun isabet etti, yere düşerek kalkamaz hale geldim. Aliyev beni kaldırarak caddenin karşısına götürdü, ardından silah ile Ermenilere karşılık vermekteydi. Aliyev en az 20 kadını caddenin karşısına götürdü, ancak son gidişinde arkadan kurşunlanarak şehit oldu.”

*Elman Memmedov (Elektirik idaresi şefi): “… Saat 07’ye kadar yol yürüdük, Nahçivan isminde bir Ermeni köyünün yakınlarında tuzağa düşürerek, genç, yaşlı, kadın ve çocukları ateşe dizdiler. Ortalık ölüm meydanına çevrildi… Bir grup Gülablı köyüne kaçıp, orada da Ermenilerin elinde esir oldular…”

*Çingiz Mustafayev (Az Tv Muhabiri): “… Grup grup insanlar kurşuna dizilmişlerdir. 12-15 yaşlar arası çocuklar, yaşlı bayanlar ve erkekler barbarcasına öldürülmüştü. Cesetlerin çoğu çeşitli yerlerinden özellikle kafalarından kurşunlanmışlardı. Çıplak cesetler, boğazlanmış çocuk cesetleri her yerde görünmekteydi.”

*Cemil Memmedov (Hocalı sakini): “Tanklar ve asker dolu arabalar şehre girmekteydi. 5 yaşında bir çocuğu yanıma alıp ormana doğru yola çıktım. Yanımdaki çocuk soğuktan donar hale geldi, elbisemi çıkarıp ona sardım. Ancak çocuk ölmek üzereydi, yol üstünde bulunan Ermeni köyüne girip yanımda çocuk olduğu için gitmeme izin vermelerini talep ettim. Ancak onlar beni köyde bulunan bir ahıra götürdüler, orada benimle beraber birçok Azerbaycanlı kadın ve erkek de hapis edilmişlerdir. Bir grup Ermeni bizi başka yere götürdüler, orada konuşulan dil yerli Ermeni dili ile çok farklıydı. Tırnaklarımı çekip aralarında bulunan bir zenci tarafından devamlı yüzüme darbeler inmekteydi.”

*Sürayya Talıbova (Hocalı Sakini): “… Bizi Ermeni mezarlığına götürdüler. O günleri hatırlamak bile istemiyorum. O gün dört Azerbaycanlı erkeği, Ermeni mezarı üstünde kurşuna dizip kafalarını kestiler, sonra da orada bulunan bir grup Azerbaycanlının üzerine yürüyüp çocukları aileleri önünde öldürdüler ve işkenceye tabi tuttular. Ölen Azerbaycanlıların cesetlerini bir kamyonete yüklediler. İki Azerbaycanlı askerin gözlerini yerinden çıkardılar.”

*Yuri Yakhoritch (336. Alay): “… Onlar bizi savaşa tahrik ediyorlardı; sürekli Hıristiyan ve Müslüman savaşını öne sürmekteydiler. Vahşicesine ve korkunç ortamları bizim için değildi. Onlarla bir saniye bile aynı yeri paylaşmak istemezdim. Hocalı’dan kaçmaya karar verdik.”

*Jean İve Yunet (Fransız gazetecisi): “Hocalı’da çocuk, yaşlı, bayan bir yerde öldürülürdü. Helikopterle misli görünmeyen ölüm sahnelere tanık oldum. Bu kadar vahşicesine katliamı, Nazi Almanlarının yaptığını dahi duymamıştım.”

*V. Belykh (İzvestiya Muhabiri): “… Kaçkınlar ölüleri Ağdam’a getiriyorlardı. Uykuda bile böyle görüntüler tüyler ürpertiyordu. Kesilmiş kulaklar, çıkarılmış gözler, derileri soyulmuş kafalar, kesilmiş kafalar vs.”

*Leonid Rovets (Rus ordusu üst derecelisi): “26 Şubat’ta Hankendi’nden Askeran bölgesine

gitmekteydim. Aşağıda ışıklar görünmeye başladı; pilota oraya inmeye emir verdim. Orada bir sürü kadın ve çocuk cesedi görünmeye başladı. En az 200 ceset bölgeye yayılmıştı. Silahlı askerler aralarında gezip duruyorlardı. Kafası yarılan ve beyini dışarıya fırlayan 4 yaşında bir çocuk cesedi ve başka bir cesedi yanımıza aldık. Bölgede, çoğu kadın, çocuk ve yaşlılarının kesilmiş cesetleri bulunmaktaydı.”

 

ULUSLAR ARASI TEPKİ

 

İnsan Hakları İzleme Örgütü olayı Dağlık Karabağ anlaşmazlığı içerisinde yapılan en büyük katliam olarak nitelemiştir. Azerbaycan Parlamentosu 1994’te Hocalı’da yaşanan katliamı “soykırım” olarak kabul etti. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyeleri Arnavutluk, Azerbaycan, Birleşik Krallık ve Türkiye’nin yanında Bulgaristan, Lüksemburg, Makedonya, Norveç tarafından yayımlanan 324 nolu Avrupa Konseyi bildirgesinde; Ermeniler tüm Hocalıları katlettiler ve tüm şehri harap ettiler ifadesi geçmiştir. Ayrıca Avrupa Meclisi’nin 30 üyesi, Hocalı Katliamının Ermeniler tarafından 19. Yüzyıldan itibaren devam ettirilen “soykırım”ların bir aşaması olarak ele alınması gerektiğine dair bir demeç verdi.

 

KARABAĞ FACİASI

 

Azerbaycan, Ermenistan ve İran arasında yerleşen Dağlık (Yukarı) Karabağ; Kafkaslarda önemli bir geçit noktasında bulunmaktadır. Dağlık Karabağ, jeopolitik ve jeostratejik öneme sahip coğrafi konumu dolayısıyla bölgedeki güçlerin, ele geçirmek için tarihin hemen her devrinde sürekli mücadele verdiği, savaşlar yaptığı bir bölge olmuştur. Tarihi süreçte elde edilmesi veya elde tutulması uğruna savaşların yaşandığı Dağlık Karabağ’da verilen mücadele, 19. Yüzyılda Ermeni nüfusunun bölgeye yerleştirilmesi şekline dönüşmüştür. Rusya’nın Kafkasya’da izlediği politikanın bir parçası olarak 19. yüzyıl başlarından itibaren bölgeye, hem İran hem de Anadolu’dan getirilen Ermeniler yerleştirilmiştir. Rusya’nın bölgeye ilişkin uyguladığı politika sonucunda bölgede Ermeni nüfusu artmıştır. Ermenilerin nüfus yoğunluğunun artmasıyla birlikte bölgedeki nüfus dengesi de değişmiştir. Bir yandan nüfus yoğunluğu lehlerine dönen, diğer yandan Rusların desteğini arkasına alan Ermeniler, adım adım bölgeye hâkim olmaya ve Dağlık Karabağ toprakları üzerinde hak iddia etmeye başlamıştır. Ermeniler, Dağlık Karabağ’da mutlak hâkimiyeti elde etmek amacıyla 1830’lardan itibaren Türk yerleşim alanlarına karşı çeşitli saldırılarda bulunmaya başlamıştır. Göçlerle kademeli olarak Ermeni nüfusu artırılan Dağlık Karabağ, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) döneminde “özerk bölge” statüsüne kavuşturulmuştur. 1918 yılında kurulan Ermenistan, Dağlık Karabağ’ı da topraklarına katmak ve böylece “Büyük Ermenistan” hayallerine ulaşma adına bir adım daha atmak amacıyla, SSCB döneminde de mücadelesine devam etmiştir. Öte yandan 19. yüzyılda Ermeni nüfusunun Karabağ’a yerleştirilmesi şekline dönüşen mücadele, 20. yüzyılın başlarından itibaren bölgede yaşayan Azerbaycan Türklerinin anavatanlarından sürgün edilmesi şeklinde yeni bir boyut da kazanmıştır. Öte yandan, Kafkaslardaki topraklarını genişletmek isteyen Ermenistan, tarihi silahı terörizmden Karabağ Savaşı’nda da istifade etmiştir. Uluslararası İnsan Hakları Hukukunca suç kabul edilen bir çok fiilin yetkili şahıslar yanı sıra Ermeni halkı tarafından işlenmesi, Karabağ Savaşı’nı daha da dramatik hale getirmiştir. Asıl önemlisi Ermeni devleti terörizmi bir devlet politikası haline getirmiştir. Bu amaçla birçok terörist teşkilat kurulmuş ve desteklenmiştir. Birçok yetkili özel görevlerle savaşın kritik anlarında faaliyet göstermiştir. Karabağ Savaşı ve devamındaki gelişmeler dikkate alındığında Ermenistan’ın bilinçli olarak Azerbaycanlılara karşı “soykırım siyaseti” yürüttüğü açık şekilde anlaşılmaktadır. Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin “Soykırım oluşturan eylemler” başlığını taşıyan 2. maddesi gereği, “Soykırım” denildiğinde, “ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden anlaşılmaktadır: a) Gruba mensup olanların öldürülmesi; b) Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi; c) Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kasten değiştirmek; d) Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak; e) Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek”.  Dağlık Karabağ Savaşı’nda Azerbaycan halkına karşı işlenen en acımasız uluslararası suçlardan biri, 25-26 Şubat 1992’de gerçekleştirilen Hocalı katliamıdır. Hocalı katliamında Ermenistan Cumhuriyeti’ne ait silahlı güçler, Rus birliklerinin yardımıyla Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Dağlık Karabağ bölgesine ait Hocalı şehrine saldırmış, şehri terk edememiş suçsuz ve silahsız insanları acımasız şekilde katletmiştir. O gece esir alınan sivil halk çeşitli işkencelerle öldürülmüştür. Daha sonra bölgede yapılan tetkikatlar da kulakları, burunları kesilmiş, çok sayıda çocuk, kadın, yaşlı cesedi bulunmuştur. Kadınların çeşitli azaları kesilmiş, yüzlerinin derisi soyulmuştur. İhtiyarların kafatası çıkarılmıştır. 28 Şubat 1992’de uçakla olay yerine gelenler kilometrelerce arazinin cesetlerle kaplı olduğuna şahit olmuştur. Canlı şahitlerin ifadeleri ve basın organlarında yayımlanan film ve resimlerde görünen insanlık dışı cinayetler, Ermenilerin sırf soykırım amacıyla bu operasyonu gerçekleştirdiğini göstermektedir. Soykırım suçunda “niyet” önemli bir unsurdur. Zira soykırım niyeti, bu suçu, konusu bakımından bir birine benzeyen diğer uluslararası suçlardan ayırmaktadır. Soykırım suçunu oluşturan unsurları, bilinçli şekilde, bilerek ve özgür irade ile yapılan faaliyet olarak belirlemek mümkündür. Çünkü bu tür fiiller hiç bir zaman tesadüfen ve tedbirsizlik sonucunda işlenmemektedir. Bu tür fiillerin gerçekleştirilmesi niyetinin varlığı ve sonuçların önceden öngörülmesi, fiilin soykırım olarak değerlendirilmesi için yeterli değildir. Aynı zamanda bu amaçla fiillerin işlenmesi ve belli bir halk veya gruba zarar vermesi gereklidir. Karabağ Savaşı’nda Ermenilerin Azeri halkına karşı soykırım suçunu işlediğini ispatlayan birçok olay mevcuttur. Mesela, canlı şahitlerin ifadelerine göre, Nahçivanik köyünde kadın, çocuk ve ihtiyarlar bilinçli olarak öldürülmüş, cesetlerden tepeler oluşturulmuştur. Kaçmaya çalışan sivil halk Ermenilerce pusuya düşürülerek ya öldürülmüş ya da yakalanarak çeşitli işkencelere maruz bırakılmıştır. Esir alınan ailelerin çocukları zorla ellerinden alınmıştır. Uluslararası sözleşmelere göre çocukların ailelerinden zorla alınarak başka bir gruba verilmesi soykırım suçu olarak kabul edilmektedir. Hocalı olayından sonra olay yerine incelemelere giden gazetecilerin ifadelerine göre, bir çok çocuk işkencelerle öldürülmüştür.” Hocalı olaylarında gözleri çıkarılmış, kulakları kesilmiş, kafası parçalanmış birçok çocuk bulunmuştur. Moskova’nın “Memorial Hukuk Araştırmaları Merkezi’nin Hocalı’nın işgalinde insan haklarının bozulmasıyla ilgili yayınladığı bildiri de: “Kaçan sivil halkın Ermeniler tarafından pusuya düşürülerek katledildiği ifade edilmiştir. Merkezin Ağdam’daki katliama ilişkin verdiği beyanatta: “Sivil halktan 181 cesede (130 erkek, 51 kadın, bunlardan 13’ü ise çocuk) bilirkişi raporu alınmıştır. Bilirkişi raporlarında 151 kişinin kurşunla, 21 kişinin şarapnel parçalarıyla, 10 kişinin ise dövülerek öldürüldüğü belirtilmiştir”. Uluslar arası sözleşmelere göre, soykırım suçunun tamamlanması için temel üç unsurun birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir: – Belli bir ulus, soy, ırk veya bir dini grubun bulunması; – Bu grubun tamamen veya kısmen yok etme niyetinin olması; – Bu gruba karşı soykırım faaliyetlerinden her hangi birinin gerçekleştirilmesi. Soykırım faaliyeti belli bir halka karşı yapılmalıdır. Mesela, siyasi veya sosyal bir gruba karşı yapılan bu tür faaliyetler soykırım olarak değerlendirilemez. Soykırım suçunun bir diğer unsuru ise, yasaklanan fiillerin genel sonuçları ile ilgili belirgin niyetin olmasıdır. Ayrıca soykırım için “halkın tamamının var olma hakkının tehdit edilmesi” gerekmektedir. Yani fiil bir kişiye karşı bile yapılmış olsa, niyet halkın tamamına yönelik ise bu soykırım suçu çerçevesinde değerlendirilmelidir. Çünkü soykırım suçundan sorumluluğun oluşması için, belli bir halkın tamamen yok edilmesine gerek yoktur. Bunun için, suçun konusunu oluşturan fiillerden birinin, halkın tamamen veya kısmen yok etme niyetiyle gerçekleştirilmesi yeterlidir. Bu şartlar çerçevesinde gerçekleşen soykırım suçunun objektif değerlendirilmesi ve uluslararası hukuk kurallarına uygun bir şekilde faillerin cezalandırılması gerekmektedir. Sözleşme’nin 5. maddesi gereği, soykırıma teşebbüs, soykırıma destek vermek, soykırıma katılma faaliyetlerinin de cezalandırılması gerekmektedir. Sözleşmeyi oluşturan bu temel prensipler, BMT (Birleşmiş Milletler Teşkilatı)’nin Uluslararası Mahkemesi tarafından uluslar arası örf adet hukukunun bir bölümü, bütün devletler için ise uyulması zorunlu hukuk kuralları olarak kabul edilmiştir. Yukarıdaki fiiller dikkate alındığında Ermenilerin Azerbaycan Türklerine karşı Karabağ Savaşı’nda gerçekleştirdiği katliamlar, soykırım suçunun şartlarının gerçekleştiğini açıkça göstermektedir. Bu olaylara iştirak eden Ermeni askerlerin daha sonraki yıllarda Ermenistan’ın yöneticisi olması, bu olaylarda Ermeni yetkililerin devlet siyasetinin bir parçası olarak bu fiilleri yerine getirdiğini göstermektedir. BM (Birleşmiş Milletler) Uluslararası Mahkemesi soykırım faaliyetlerinin yasaklanmasıyla ilgili “Barcelona Traction Case” davasına ilişkin verdiği kararında, sorumlulukları erga emnes (mutlak) sorumluluklar olarak isimlendirmiştir. Bu mahkeme kararına esasen Ermeni yetkililerin Karabağ Savaşı’ndaki sorumluluğu açık şekilde gözükmektedir. Zira Ermeniler tarafından Ermenistan’da ve Karabağ’da Azerilere karşı yapılanlar, soykırıma ilişkin fiiller bellidir ve bunlar Sözleşme ‘de ön görülen şartları açık bir şekilde taşımaktadır. Bu nedenle Azerbaycan halkı, Sözleşme hükümlerinin Ermenilere uygulanmasını bu hukuk kurallarının gerçeğe dönüşmesini beklemektedir.

 

ETNİK TEMİZLİK

Etnik temizlik terimi, bir etnik gruba mensup insanların zorla yerinden edilmesini amaçlayan değişik siyasal politikaları ifade etmektedir. Genellikle, zorla göç ettirme, belirli bir nüfusun yerini değiştirme gibi uygulamaların sonucunda ortaya çıkmaktadır. Etnik temizlik, dar anlamda büyük insan hakları ihlalleri ve diğer faktörler eşliğinde, kitleleri zorla yerlerinden etmek olarak tanımlanırken; geniş anlamda nüfus transferi teriminin eş anlamlısı olarak kullanılmaktadır. Askeri esirler, kayıp Azerbaycan vatandaşlarıyla ilgili konularda çalışmalarda bulunan Devlet Komisyonu’nun verdiği bilgilere göre: “Bu savaşta Ermenistan tarafından 4.674 Azerbaycan vatandaşı esir alınmış veya kaçırılmıştır. Onlardan 314’ü kadın, 61’i çocuk, 253’ü ihtiyardır. Ermenistan Cumhuriyeti topraklarında ve Azerbaycan’ın Ermenistan tarafından işgal edilmiş bölgelerinde 39’u kadın, 12’si çocuk ve 39’u ihtiyar 900 kişinin tutulduğu yer bellidir. Diğerlerinin tutulduğu yerlerle ilgili hiç bir bilgi bulunmamaktadır. Bu ise, bu kişilerin Uluslararası İnsan Hakları Hukuku’nun tanıdığı haklardan yararlanamaması, yani zor şartlarda çalıştırılması, dövülmesine, işkencelere maruz kalmaları, sağlık hizmetlerinden mahrum bırakılmaları şüphesini doğurmaktadır. Elde edilen bilgilere göre 145 Azeri Türkü esir kamplarında öldürülmüştür. 4 kişi esir kamplarında yapılan işkencelere dayanamayarak, serbest bırakıldıktan hemen sonra ölmüştür”.

Azerilerin esir kamplarında insanlığa aykırı şekilde tutulması ve uluslararası sözleşmelerle tanınan haklardan mahrum bırakılmaları savaş sonrası dönemde ciddi bir problem olarak devam etmektedir. Zira Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nin 4. Maddesinde “Hiç kimse köle olarak tutulamaz”. Ayrıca Bildirge’nin 5. maddesinde: “Kişilerin işkencelere, insanlık dışı ve onur kırıcı cezalara maruz bırakılmasının kabul edilemez” olduğu kabul edilmiştir. Yine Bildirge’nin 13. maddesinde, “Herkese yaşayacağı yeri serbest belirleme hakkı” tanınmıştır. Evlerinden kovulan insanların kışın soğukta, yazın sıcakta gecekondularda yaşamaya mahkum bırakılmaları, senelerdir yaşam yerini belirleme hakkının ihlal edildiğini göstermektedir. Savaşta Ermenistan Azerbaycan’ın ayrılmaz bir parçası olan Karabağ ve çevresini işgal etmiş, 900 ev yıkılmış, malvarlıkları yakılmış, salgın hastalıklar sonucu mültecilerin yaşadığı kamplarda her sene yüzlerce yaşlı, kadın ve çocuk hayatını kaybetmiştir. Kişisel ve Siyasal Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 2. maddesine göre, “Her bir devletin kendi sınırları ve yetki alanında yaşayan bütün şahısların, bu bildiriyle belirlenmiş haklarına ırk, cins, dil, din, siyasi görüş ve ulusal farklılıkları gözetilmeden saygı gösterilmesi gerekmektedir”. Sözleşmenin 27. maddesinde, soy, dil ve din bakımından azınlıkların bulunduğu ülkelerde bu azınlıkların bulunduğu kültürlerini, kendi dinini yaşama, kendi dilini kullanma haklarının sınırlandırılamayacağı belirtilmiştir. Fakat bu hükümler Ermenistan tarafından 1960’larden itibaren düzenli olarak ihlal edilmiştir. Gerek Ermenistan’da, gerekse Karabağ’da Azerbaycan Türklerinin eğitim, sağlık, seyahat, adaletli yargı gibi hakları ellerinden alınırken, savaş ve sonrası dönemde ise yaşamak hakları da ciddi boyutlarda ihlal edilmiştir. Ermenistan devleti tarafından Azerilere karşı etnik temizlik politikası SSCB’nin kurulduğu dönemden başlamıştır. Karabağ’ın dağlık arazilerinde yaşayan 80 binlik Ermeni’ye özerklik tanınmasına rağmen, o dönemde Ermenistan’da yaşayan 580 bin, Gürcistan’da yaşayan 300 bin Azeri’ye özerklik verilmemiştir. Bu husus Çarlık Rusya’sı döneminden itibaren yürütülen Türk ve diğer Müslüman halkların asimile edilmesine yönelik siyasetin devamı olarak değerlendirilmektedir. Sovyetlerin başlangıçta sloganlaştırdıkları “halkların serbestliği” düşüncesini sadece Müslüman olmayanlara karşı uygulamasından cesaret alan Ermenilerin Azerbaycan’a karşı bölücü ve faşist siyasetini uygulamaya devam etmiştir. Bu politika aşağıdaki maddeleri içermektedir: – Dağlık Karabağ’ı Azerbaycan SSCB’den koparmak; – Azerbaycan SSCB’nin arazilerini ele geçirmek; – Ermenistan SSCB’den Azerilerin çıkarılmasını sağlamak. Bu siyaset, 1930, 1948, 1953, 1988 yıllarında kademeli olarak uygulamaya konulmuş ve bugün gelinen noktada Ermeniler, “Türksüz Ermenistan”, “İşgal edilen Karabağ” ve “Karabağ etrafındaki arazilerin işgali”ne muvaffak olmuştur. Ermenistan’da gerçekleştirilen etnik temizlemenin son aşaması SSCB’nin dağılması döneminde olmuştur. 1988’in kışından itibaren Ermenistan’da Azerilere karşı etnik temizlemenin son aşaması başlatılmış, Ermenistan’dan 185.519 Azeri Türkü ve diğer Müslüman halklar zorunlu şekilde sürdürülmüştür. Hepsinin malvarlığı yağmalanmış, SSCB bu insanların haklarını almalarını temin edememiştir. Sürgün esnasında gayri insani uygulamalara muhatap olan Azerbaycan Türkleri, dövülmüş, aşağılanmış, sakat bırakılmıştır. 1988 Kasımın 27’den 29’na kadar Ermenistan SSCB’nin Kugark, Spitak ve Stepanavan şehirlerinde 33 Azeri Türkü öldürülmüştür. Azerbaycan Cumhuriyet Savcılığı’nın bilgilerinde, 1988-1989’da Ermenistan’da gerçekleştirilen etnik temizleme döneminde 216 Azeri’nin öldürüldüğü belirtilmektedir. Onlardan 49’u zulümden kaçarken dağlarda donarak, 41’i dövülerek, 35’i işkenceden, 115 kişi yakılarak, 16 kişi kurşuna dizilerek, 10 kişi fiziki tazyik, 2 kişi Ermeni doktorlar tarafından yanlış tedavi ile 3 kişi suda boğularak, 1 kişi yargısız infaz, 1 kişi elektriğe verilerek, 2 kişinin kafası kesilerek, 29 kişi otomobille çiğnenerek, 8 kişi kaçırıldıktan sonra işkenceler sonucu öldürülmüşlerdir. 1990’lı yıllara damgasını vuran Dağlık Karabağ Savaşı’nda Ermenistan Cumhuriyeti’ne ait silahlı güçler tarafından 20 binden fazla Azeri öldürülmüş, 50 binden fazla insan sakat bırakılmıştır. Binlerce insan ise kayıptır. Muhakeme edilmeden insanlar idam edilmiş, halk toplu şekilde kurşuna dizilmiş, esir alınan kişiler çok zor şartlarda çalıştırılmış,

işkence ve insanlık dışı muameleler yapılmıştır. Ermenistan silahlı güçleri tarafından gerçekleştirilen “etnik temizleme” sonucunda Azerbaycan’da olağanüstü hal oluşmuş ve ülke çok ağır problemlerle karşı karşıya kalmıştır.

 

İNSAN HAKLARI İHLALLERİ

 

1989’da Karabağ’daki Ermeni saldırıları zirve noktasına ulaşmış ve zaman zaman Azerbaycan’ın Karabağ Özerk Bölgesi dışına da taşmıştır. Kısa sürede başlayan katliamlar ise ne Azerbaycan güçlerince ne de Moskova tarafından durdurulmuş ya da durdurulabilmiştir. Azerbaycan’da kamuoyu, olaylardan dolayı sadece Ermenistan değil, Rusya’yı da suçlamıştır. 1991 Sonbaharında Ermenistan ve Azerbaycan bağımsızlığını ilan ettiğinde Ermeniler var güçleriyle Karabağ ile Ermenistan topraklarını birleştirmeye çalışmıştır. Ermeni liderlerin aşırı hırsı ile Karabağ’daki çatışmalar şiddetlenmiştir. Savaşta Ermeniler sadece Karabağ’ı değil, Karabağ’ın çevresindeki vilayetleri de işgal etmiştir.

Karabağ Savaşı’nda birçok Azeri sivil öldürülmüştür. Mesela 17 Ağustos 1993’te Fuzuli İli 25 Gacar Köyü sakini öldürülmüştür. Yine Fuzuli vilayetinin Goran köyünde 30 sivil vatandaş sebepsiz olarak kurşuna dizilmiştir. Karabağ’ın bir başka yerleşim yeri olan Şuşa şehrine bağlı Kuşcular köyü ahalisi birçok kadın, çocuk ve ihtiyar yakılmış, işkence ile öldürülmüştür. Dağlık Karabağ Savaşı’nda Ermenilerin Azerbaycanlıların yaşam haklarını ihlal ettiğine dair bir çok örnek bulmak mümkündür. Bu örnekler içerisinde Hocalı Katliamı’nın özel bir yeri vardır. Soykırım olarak da adlandırılabilecek bu faciada 25-26 Şubat 1992 gecesi Ermenistan silahlı birlikleri, Hankendi’nde bulunan 366. motorize alayının iştiraki ile Hankendi ile Askeran arasında yerleşen Hocalı şehrini ele geçirerek sivil halka karşı soykırım politikası yürütmüştür. Hocalı işgalinde sivil halktan 63 çocuk, 106 kadın ve 70 yaşlı olmak üzere 613 kişi çeşitli işkencelerle öldürülmüş ve yaşam haklarına son verilmiştir. Bugünkü Ermenistan’dan Azerilerin sürgün edildiği dönemde, suçsuz insanlara karşı işkenceler yapılmış, insanlık dışı ve aşağılayıcı cezalar uygulanmıştır. Azerileri evlerinden

çıkmaya zorlamak için Ermeniler işkencelerden istifade etmiştir. Yerel idari organların bizzat katılımıyla işkencelere maruz kalan Azeriler dayanamayıp evlerini bırakıp kaçmak zorunda kalmıştır. Açık bir şekilde etnik temizlik olarak kabul edilebilecek bu sürgünde, Ermenistan’ın Amasya, Ararat, Allahverdi, Basageçer, Gugark, Gafan, Kalinino, Krasnacelo, Kirobakan, Goruk, Azizbeyov, İçevan, Noyembercan, Masis, Megri, Spitak, Yegernadzor, Razdan, Stepanavan gibi vilayetlerinde işkence ile dövülerek, gece baskınları, hastahanede bilerek yanlış ilaç verilerek, yakılarak, araba ile ezerek binlerce Azeri Türkü ve diğer Müslüman halk devlet memurlarının emri ya da doğrudan katılımı ile öldürülmüştür. Bununla birlikte Ermenistan yetkililerinin Dağlık Karabağ Savaşı’nda esir alınan esir ve sivil halka karşı işkence yaptıklarına ilişkin çok sayıda delil bulunmaktadır. Hatta bu tür işkenceleri sivil Ermenilerinde yaptığına ilişkin bilgiler bulunmaktadır. Mesela, 1972 doğumlu, asker Muharrem Mehyeddinov esir alınmış ve Ermenistan arazisinde esir kampında tutulmuştur. Yaralı olan kişi, her gün Kafan polis şubesinin başkan yardımcısı Kazmanov tarafından acımasız şekilde dövülmüş, akli dengesini kaybetmiş ve iç organların kanaması sonucu ölmüştür. Ağustos 1993’de Zakir Veliyev Ermenistan Cumhuriyeti’nin polis memurları tarafından dövülerek, Gürcistan’ın Marneuli ilçesinde ıssız bir yere atılmıştır. O, Kazah ilçe hastanesine yetiştirilse de hayatı kurtarılamamıştır. Yapılan otopside cesedin üzerinde çok sayıda sigara ile açılmış delikler tespit edilmiştir. Sağ elinin ve sol bacağının tırnakları sökülmüştür. Darbelerden iç organları ezilmiştir. Açlık sonucu vücudunda yaralar oluştuğu belirlenmiştir. Mayıs 1994’de Ermenistan Milli İstihbarat Örgütü’ne ait cezaevinde tutulan, Lerik doğumlu Tofik isimli şahıs ölünceye kadar çeşitli işkencelere maruz kalmıştır. Rasim Memmedov isimli şahıs bu tür işkencelere dayanamayıp akli dengesini kaybetmiştir. Ermenistan askeri polis şubesinde tutulan Famil Rzahanov çok ağır yaralı şekilde serbest bırakılmıştır. Bu olaylar açık bir şekilde Ermenilerin Azerilere karşı işkencelere yöneldiklerini göstermektedir. Ermenistan silahlı birlikleri tarafından sivil halkın yaşadığı bölgeler (Dağlık Karabağ’dan 100 kilometre uzakta yerleşen bölgelerde dahi, Tovuz, Kazah, Agstafa, Şerur, Başkent ve d.) havadan ve karadan bombalanmış, sivil halk esir alınmış, malvarlığı yağmalanmış, pusuya düşürülerek toplu olarak katledilmiş, esir alınan çocuklar üzerinde tıbbi deneyler yapılmış, kadınların şeref ve namusunu alçaltan davranışlarda bulunulmuş, savunma hakkı verilmeden cezalandırılmış, gece baskınları ile yerleşim birimleri yakılmıştır. Hiç şüphesiz bu tür eylemleri sivil halkın şeref ve namusunu alçaltan, halkı toplu olarak cezalandıran, malvarlığını yağmalayan, en önemlisi başta yaşam hakkı olmak üzere sivil halkın insan haklarını ihlal eden eylemler olarak kabul etmek yerinde olacaktır. Bu tür olaylar arasında şunlar yer almaktadır: Kelbecer vilayetinin Başlıbel köyünde

Binnet Ahmedov 18 Nisan 1994’de Ermeni askerleri tarafından 10 sivil vatandaşın kurşunlanarak öldürülmesine ve 14 kişinin yaralanmasına şahit olduğunu belirtmiştir. Fizuli vilayetinin Goran köyünde doğan Rafik Kuliyev 23 Ekim 1993’de Ermenistan Cumhuriyeti’ne ait silahlı birlikler tarafından esir alınmış ve serbest bırakıldıktan sonra onun gözleri önünde 30 sivil vatandaşın kurşunlanarak öldürüldüğünü belirtmiştir. Ayrıca, Ermenistan’dan uzun süre esir olarak tutulan Arzu Emiraliyev, 18 Ağustos 1993’de Ermeniler tarafından 19 kişinin kurşunlanarak öldürüldüğünü ve 30 kişinin Ermenilerce bilinmeyen bir yere götürüldüğüne şahit olduğunu belirtmiştir. Götürülenler arasında akrabalarının da olduğunu belirtmiştir. 17 Ağustos 1993’te de Fizuli vilayetinin Kazah köyünden 27 kişi pusuya düşürülmüş ve öldürülmüştür. Ermenistan silahlı birlikleri Kubadlı ilini işgal ederken 30 Ağustos 1993’te Kubadlı vilayeti Çaytumas köyünde yaşayan, 1925 doğumlu, I. dereceli sakat Şeref Yusufov esir alınmıştır. 8 Aralık 1993’de o, Uluslararası Kızıl Haç Komisyonu’nun yardımıyla serbest bırakılmıştır. “Mavo” lakaplı birlik kumandanının başkanlığındaki Ermeni askerler, onun 90 yaşındaki abisini ve iki kadını kurşunlayarak öldürmüş, cesetlerinin görülmesine müsaade etmemiştir. Bu kumandan, onun ağzındaki on iki adet altın dişini söküp almıştır. Esirlik döneminde sürekli dövülmüş ve işkencelere maruz kalmıştır. Canlı şahitlerin ifadelerine göre, 14 Eylül’de Şuşa cezaevine 11 Azeri asker getirilmiş, iyice hırpalandıktan sonra üzerlerine vahşi kuduz köpekler salınmıştır. Askerlerden biri orada şehit olmuştur. O hapishanede ayrıca binlerce kadın, çocuk ve ihtiyarın olduğu belirtilmiştir. O insanların birçoğunun soğuktan ve açlıktan öldüğü ifade edilmiştir. Ermenistan Cumhuriyeti silahlı birlikleri Ağustos 1993’de Kubadlı vilayetini işgal ederken 60 yaşlı İslam Hacıyev’i de esir almışlar. 14 Kasım 1993’de o, Uluslararası Kızıl Haç Komitesi’nin yardımıyla serbest bırakılmıştır. İ. Hacıyev, onunla birlikte kalan F.Yusifov’a aşağılayıcı cezaların verildiğini belirtmiştir. Onu da sürekli dövmüşler, kafasını duvarlara vurmuşlar. Sonunda dayanamayıp aklî dengesini kaybetmiştir. İhtiyar adamı yere yatırarak tekmelemişler, bu darbelerden dolayı böbreklerini kaybetmiştir. Fizuli vilayetinin Kürtmahmutlu köyünde yaşayan Mürvet Ağayev, oğlu Yaşarla birlikte esir alınmış, götürüldükleri yerde oğlu Yaşar onun gözleri önünde öldürülmüştür. Kendisinin de kulakları kesilmiştir. Onu ellerinden asıp ayakları altında ateş yakarak, bacakları yakılmıştır. 23 Ekim 1993’de Ermenistan Cumhuriyeti silahlı güçleri tarafından esir alınmış Fizuli ili Goran köyü doğumlu Rafik Kuliyev serbest bırakıldıktan sonra yaşadıklarını ve gördüklerini anlatmıştır. O, 30 sivil vatandaşın gözleri önünde kurşunlanarak öldürüldüğünü belirtmiştir. Diğerlerine ise işkenceler yapıldığını belirtmiştir. Çocukların ağır işlerde çalıştırıldığı belirtilmiştir. 23 Ekim 1993’de Horadiz köyünde yakalanan 57 yaşlı, Hasan Hasanov’un ifadelerine göre, sivil ahaliden esir alınan 40 kişiden 26’sı çeşitli işkencelerle insan şeref ve namusuna yakışmayacak şekilde öldürülmüştür. Karabağ Savaşı’nda ihlal edilen haklardan bir diğeri kadın haklarıdır. Savaşta Azeri kadınları şeref ve liyakati alçaltan davranışlara muhatap olduğu gibi, çeşitli işkencelere tabi tutulmuş ve gayri insani şekilde öldürülmüştür. 22 Haziran 1994’de esir alınan 1926 doğumlu Vladimir Şevelev, serbest bırakıldıktan sonra, Ermeni askerleri tarafından annesinin, kız kardeşinin ve hasta olan kardeşini kurşunlayarak öldürdüklerini belirtmiştir. Öldürülmeden önce aile üyelerine çeşitli işkenceler uygulandığını ifade etmiştir. Ona göre, esir alınan birçok kadın ve çocuğun cesetlerini gördüğünü, bunlara ağır işkenceler yapıldığını belirtmiştir. Şuşa vilayetinin Kuşçular köyünde yaşayan Niyaz Zeynalov Şubat 1992’de Ermeni silahlı birlikleri tarafından köyleri işgal edilirken, esir alınan yaşlı annesine çeşitli işkenceler yapıldığını, daha sonra ise başının kesildiğini, başka kadınlara da benzer uygulamalar yapıldığını belirtmiştir. Ermeniler tarafından Azeri kadınlara karşı gerçekleştirilen vahşet, uluslararası hukukun belirtilen kurallarının ihlal edildiğini teyit etmektedir. Bu konudaki olaylara yeni örnekler göstermek mümkündür. 31 Mart 1993’de Ermenistan Cumhuriyeti’ne ait askeri birlikler tarafından Kelbecer ili işgal edilirken, 1964 doğumlu Semaye Kerimova ve onun iki yaşlarındaki kızı Nurlane Kerimova esir alınmıştır. Semaye, ona karşı yapılan aşağılanmalara dayanamayıp intihar etmiştir. Nurlane Ermenilerden para karşılığı geri alınmıştır. 4 ay Ermeni esaretinde kalmış çocuk, kafasına aldığı darbeler sonucu gözlerini kaybetmiştir. Kelbecer vilayetinin Kilseli köyünde 1956’da doğmuş Tahir Kuliyev’in karısı, 3 yaşlarındaki kızı ve yakın akrabalarıyla birlikte 31 Mart 1993’de otomobille vilayetten çıkarken Ermeni askerleri tarafından ateşe maruz kalmıştır. Sonuçta 1978 doğumlu İlham Kuliyev, 1983 doğumlu İlhame Kuliyeva, 1985 doğumlu Taleh Mehmedov, Aslan Mirzayev ve onun kızı Afet ölmüş, diğerleri ise ağır yaralanmıştır. Yaralılar arasında onun hanımı, kızı ve hanımının 80 yaşlarında bulunan annesi de ölmüştür. Uluslararası Kızıl Haç Komitesi’nin yardımıyla esirlikten kurtarılan T. Kuliyev, esir kamplarında olan Azerilerin aşağılandığını, onların dövüldüğünü ve işkencelere maruz kaldığını belirtmiştir. Bu işkencelere dayanamayarak insanların öldüğünü belirtmiştir. Uluslar arası Kızıl Haç Komitesi’ne şikayette bulunduğu için T. Kuliyev hanımı ve çocuklarının gözleri önünde dövülmüştür. 83 yaşlarında olan, Tamaşa Heyder Kızı Nuhiyeva serbest bırakıldıktan 3 gün sonra esir kampında yapılan işkenceler yüzünden hayatını kaybetmiştir. Ermenistan Cumhuriyeti’ne ait silahlı birlikler, 8 Mayıs 1992’de Şuşa şehrini işgal ederken 15 yaşlarında bulunan Nezaket Memmedova’yı ve babasını esir almışlar. Onları önce Hankendi’ne, sonra ise Ermenistan’a götürmüşler. Uzun süre çocuğun gözleri önünde babasına aşağılayıcı işkenceler yapmış, dövmüşler. Onu dövmüş, kulaklarını kesmiş, ısıtılmış demirle vücudunu yakmış ve onu sakatlamışlar. Kendisi serbest bırakılmış, kızı ise 4 Nisan 1993 tarihine kadar esir kampında tutulmuştur. Uzun süren müzakereler sonunda N. Memmedova 4 milyon ruble karşılığında serbest bırakılmıştır. Ermenistan’a ait silahlı birlikler tarafından, hiç bir suçu olmadığı halde çocukların öldürülmesi, onların esir alınması ve velilerinden ayrılması olayları çoktur. 18 Kasım 1994’de Azeri çocuklarından oluşan 71 kişinin Ermeniler tarafından esir alınması gerçeği resmen kayıt altına alınmıştır. Bu listede bulunanların en küçüğü 1992 Kelbecer doğumlu Babek Hasan oğlu İlyasov ve Rövşen Firudin oğlu Kurbanov’dur. Çocuklara karşı acımasız tavırlara başka bir örnek olarak 3 yaşlarında bulunan Şevki Hakani oğlu Aliyev’in yaşadıkları gösterilebilinir. Ermenistan Cumhuriyeti’ne ait silahlı güçler tarafından Ağdam’ın işgali zamanı şehirden çıkmaya çalışan Aliyevler ailesinin arabası ateşe maruz kalmıştır. Açılan ateşler sonucu bir ihtiyar ve 8 yaşlarında çocuk hayatını kaybederken, arabada bulunan diğer kişiler de yaralanmıştır. 3 yaşlarında olan Şevki Hakani oğlu Aliyev omzundan yaralanmıştır. Hankendi’nde Ermeni “doktorlar” çocuğun omuz kemiğinin 1/3’ünü sağ dirsekten yukarı kaslarıyla birlikte çıkarmıştır. Uluslararası Kızıl Haç Komitesi’nin yardımıyla Şevki Aliyev, onun hasta olan annesi ve ninesi esirlikten kurtarılmıştır. Bakü’de doktor muayenesinden sonra, çocuğun omuz kemiğinin gereksiz şekilde çıkarılmış olduğu belirlenmiştir. Bu tür bir operasyonun doku nakli nedeniyle yapılmış olabileceği de belirtilmiştir.

Karabağ Savaşı’nda esirlere karşı ağır uygulamalarda bulunulmuştur. Hasta ve yaralılara sağlık yardımı yapılmaması bir tarafa, hatta işkence edilerek ölüme terk edilmiştir. Bu tür olaylara örnek verilebilecek birçok olay vardır: 16 yaşındaki Ofeliya Kuliyeva Ermenistan silahlı birlikleri tarafından yaralı şekilde esir alınmış, zamanında sağlık yardımı yapılmadığından yarası kangren olmuştur. 3 Haziran 1993’de Armen isimli Ermeni tarafından yeniden vurulmuş, karnından ve sağ elinden kurşun yarası almıştır. İki parmağı kesilmek zorunda kalmıştır. 28 Haziran 1994’de Ermeni esirleri ile değiştirilerek vatana dönmüştür. Bir patlama sonucu gözünden ağır şekilde yaralanmış Babek İlyasov’a esir kampında hiç bir sağlık yardımı yapılmamıştır. Uluslararası Kızıl Haç Komitesi’nin yardımıyla serbest bırakılmıştır. Fakat zamanında tıbbi yardım yapılmadığı için B. İlyasov gözlerini kaybetmiştir. 1971 Göyçay doğumlu asker Mail Mehmedov 4 Ekim 1992’de Hankendi yakınlarında yaralı durumda esir alınmış, önce Karabağ’a oradan da Ermenistan’a götürülmüştür. Sağlık yardımı yapılması gerekirken o, tam tersine dövülmüş, işkencelere maruz bırakılmıştır. Bunun sonucunda da onun sol omuz kemiği kırılmıştır. 7 Ekim 1992’de onun göğsüne kızgın demirle haç çizilmiştir. M. Mehmedov 9 Mayıs 1993’de Ermeni esiri ile değiştirilmiştir. Ermenistan devleti Cenevre Sözleşmelerine katılmakla bir takım sorumluluklar altına girmiş, fakat bu sorumluluklarını yerine getirememiştir. Bunu ispatlayacak bazı örneklerin verilmesi faydalı olacaktır: 7 Mayıs 1993’de esir alınmış, 1955’de Kelbecer’in Bozlu köyünde doğmuş Mikayıl Abutalıbov, esir kampında her gün dövüldüğünü, aşağılandığını ve gücünün yetmediği işlerde çalıştırıldığını belirtmiştir. O, Ermenistan’da binlerce kadın, ihtiyar ve çocuğun esir kamplarında tutulduğunu da belirtmiştir. 27 yaşında Abdulaziz Mehmedov Kerkicahan kasabasında bacağından yaralanmış ve esir alınmıştır. Kendisiyle birlikte 8 kişinin de esir alındığını belirtmiştir. Götürüldükleri yerde plastik sopalarla dövüldüklerini söylemiştir. Boynuna bilmediği sıvıyla dolu iğne yaptıklarını belirtmiştir. Bir gün yarası açılarak alnına kanıyla haç şekli çizilmiştir. Yılbaşı gecesi karlı havada dışarı çıkarılmış ve üzerine soğuk sular dökülerek dışarıda bekletilmiştir. Nöbetçiler bekçi köpeklerini üzerine saldırtıp eğlenmiştir. Vücudun çeşitli yerlerinde bulunan yara izleri de anlattıklarını teyit etmektedir. Ferhat Rahman oğlu Atakişyev de Abdulaziz’le birlikte olmuştur. O, öldürüldükten sonra cesedi Abdülaziz’in hücresine bırakılmıştır. Birkaç gün ceset burada kalmıştır. Bilirkişi raporunda cesedin üzerinde aşağıda belirtilen yaraların izlerinin bulunduğu gösterilmiştir: Alın kemiğinin kırılması, her iki omuz ve diz kemiğinin kırılması, burun kemiklerinin kırılması, bütün dişlerin sökülmesi; karın boşluğunda açılan 2 delik, iç organların ezilmesi, boyunun arka kısmında 8 iğne izleri, sol bilek yaraları; bacakta 2 adet mermi yarası. 1974’de Haçmaz’da doğmuş asker Alemşah Hasanov 8 Mart 1994’de Fizuli’de yaralanmış ve esir alınmıştır. O, serbest bırakıldıktan sonra, esir kamplarında bulunan esirlerin sürekli dövüldüğünü, insanlık dışı muamelelere maruz bırakıldıklarını, güçleri yetmeyen işlerde çalıştırıldıklarını belirtmiştir. 1968’de Bakü’de doğmuş ve 23 Ağustos 1993’te esir alınmış asker Emin Babayev de aynı gerçekleri teyit edici beyanlarda bulunmuştur. 1975’de Saatlı vilayetinin Alisoltanlı köyünde doğmuş asker Zaur Paşayev 28 Nisan 1994’de esir alınmıştır. O, da aynı gerçekleri teyit ederek esir kamplarında binlerle Azeri esire rastladığını eklemiştir. 1971’de Bakü şehrinde doğmuş asker Faik Mehmedov 6 Eylül 1992’de esir alınmıştır. Serbest bırakıldıktan sonra, yaralı olduğu halde esir kamplarında dövüldüğünü ve çeşitli işkencelere maruz kaldığını belirtmiştir. O, 20 Ocak 1993’te esir kampından kaçmayı başarmıştır. Ermeni birliklerinin Ağdam şehrini tamamen yaktıklarını belirtmiştir. Velilerinin mezarlarının bulunduğu kabristanlığın da tamamen dağıtıldığını belirtmiştir. Esir kamplarında binlerle Azeri’nin zor şartlar altında tutulduğuna şahit olmuştur. 3 Ocak 1994’de Ağdam’da esir alınan, 1974’de Bakü doğumlu asker Famil Aliyev’in ifadelerine göre, vücudunda Ermenilerin sigara söndürerek ona işkence ettiklerini belirtmiştir. Azeri esirlerin öldürüldüğüne de şahit olmuştur. Esir kamplarında binlerle ihtiyar, kadın ve çocukların olduğunu da belirtmiştir. Onun ifadesine göre, esirler güçleri yetmeyen işlerde çalıştırılmakta, işkencelere maruz bırakılmaktadır. Belirtilen olaylar Cenevre Sözleşmelerinin önemli şekilde ihlal edildiğinin göstergesidir. 1973, Beylegan’ın Aşıklı köyünde doğmuş asker Amil Ahmedov, 23 Eylül 1993’te 11 kişiyle birlikte esir alınmıştır. Esir kamplarında her gün dört beş defa dövülmüş ve çeşitli işkencelere maruz kalmışlardır. Esir kamplarında dövülerek öldürülenlere da şahit olduğunu belirtmiştir. 1968’de Ucar’da doğmuş asker Afin Yahyayev 25 Nisan 1994’de Ağdamda üç askerle birlikte esir alınmıştır. Onlar her gün çeşitli işkencelere maruz kalmıştır. O, işkencelere ve aşağılanmalara dayanamayıp intihar edenlerin olduğunu da belirtmiştir. Raset Ahmedov 7 Mart 1994’de Seyit Ahmetli köyünde savaşırken esir alınmıştır. Götürüldüğü kampta bulunan esirlerin sopalarla dövüldüğünü belirtmiştir. 15 Eylül 1994’de Zeynal Mahmudov dövülerek öldürülmüştür. Kendisi ise, 16 Ekim 1994’de serbest bırakılmıştır. Tovuzda doğmuş asker Ülfet Hacıyev 12 Haziran 1993’de Ağdamda esir alınmıştır. Uluslararası Kızıl Haç Komitesi’nin aracılığıyla serbest bırakılmıştır. Sağlık durumu çok ağır olmuştur. Esir kamplarında binlerce Azeri ihtiyar, kadın ve çocukların zor şartlarda tutulduğunu belirtmiştir. Ermenistan Cumhuriyeti gerçeği uluslararası örgütlerden gizlemek amacıyla, münakaşada taraf olmadığını ileri sürerek, Dağlık Karabağ Ermenilerinin kendi kaderlerini belirlemek için savaştıklarını belirtmektedir. Oysaki Ermenistan yetkililerinin Azerbaycan topraklarına sahiplenmek arzuları bilinen bir gerçektir. Ermenistan arazilerinde tutulan binlerce Azerbaycanlı esir de, Ermenistan’ın bu münakaşanın tarafı olduğunun bir kanıtıdır. 1936’da Zengilan’ın Baharlı köyünde doğmuş Kamil Veliyev Ağustos 1993’te Zengilan’da esir alınmıştır. O, Uluslararası Kızıl Haç Komitesi’nin aracılığıyla Kasım 1993’te serbest bırakılmıştır. Sürekli işkencelere maruz kalan asker vatana sağır olarak dönmüştür. 1973’de Yevlah’da doğmuş asker Bayram Aliyev Aralık 1992’de Zengilan Savaşı’nda esir alınmıştır. Önce Gafan polis şubesine götürülen esir, sonra Erivan’a götürülmüştür. Azeri esirlerin işkencelere maruz kaldığını, toprak yemeğe zorlandıklarını, dövüldüklerini, aşağılandıklarını, yaralıların ölüme terk edildiğini belirtmiştir. Bu iki devlet arasında ateşkesin imzalanmasının üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen Ermenistan, Azerbaycan topraklarının yüzde 20 sinin işgalini yasadışı olarak hala sürdürüyor ve savaş dolayısıyla yerlerinden edilmiş 1 milyondan fazla sivil halk, Azerbaycan geneline dağılmış geçici mülteci kamplarında yaşamaya devam etmektedir. Dağlık Karabağ Savaşı’na insan hakları açısından bakıldığında tablo hiç de iç açıcı değildir. Bugünün modern dünyasının önem verdiği değerler bu savaşta ihlal edilmekle kalmamış, insan hakları açısından kötü örnekler olarak hafızalara kazınmıştır. Zira insan hakları alanında mücadele edilen etnik temizlik, soykırım, savaş suçlarına ilişkin bir çok fiil tespit edilmiştir. İşkence, aç bırakma, şeref ve namusu alçaltma, tecavüz, çeşitli tıbbi denemelerin objesi yapma gibi bir çok suç Ermeni yetkililerce doğrudan veya azmettirmesi sonucunda işlenmiştir. Bu fiillerle, Azerbaycanlı sivil halk ve esir alınan askerlere karşı yaşam, mülkiyet, kadın, çocuk, hasta, esir, mülkiyet gibi haklar ihlal edilmiştir. Ermenistan bu hakları koruyan uluslararası sözleşmelere taraf olsa da bu sözleşmelere uymamakta ısrar etmektedir. Bununla birlikte uluslararası sözleşmelerin uygulanmasını takip eden komite, komisyon ya da mahkemeler Ermenilerin bu fiillerini gereğince ele almamakta ya da uyarma, kınama gibi basit cezalarla geçiştirmektedir. Bu durum Ermenileri daha da cesaretlendirmekte, yeni terör eylemlerine ve insanlığa karşı birçok suçu işlemeye teşvik etmektedir.

 

TERÖR EYLEMLERİ

 

1989-1994 yılları arasında Dağlık Karabağ’da Ermeniler tarafından 29 terör eylemi yapılmış, iki sivil helikopter ve iki yolcu uçağı düşürülmüştür.

-16 Eylül 1989’da Tiflis-Bakü seferini yapan yolcu otobüsüne yapılan bombalı saldırı sonucunda 5 kişi ölmüş, 25 kişi yaralanmıştır.

-16 Şubat 1990’da Şuşa-Bakü seferini yapan yolcu otobüsüne yapılan bombalı saldırı sonucunda 2 kişi ölmüş, 13 kişi yaralanmıştır.

-Türk diplomatlarına karşı saldırı eylemlerinde bulunan ABD vatandaşı Monte Melkonyan 1990’da Erivan’a gelmiş ve daha sonra Dağlık Karabağ’a yerleşmiştir. Azerbaycan ordusu ile çatışmalar esnasında Melkonyan 1993’te öldürülmüştür. Mekonyan’ın cenaze törenine Ermenistan Devlet Başkanı Levon Ter-Petrosyan da katılmış, Melkonyan’a ölümünden sonra Ermenistan Milli Kahramanı unvanı verilmiştir.

-10 Ağustos 1990’da Tiflis-Ağdam seferini yapan yolcu otobüsüne yapılan bombalı saldırı sonucunda 20 kişi ölmüş, 30 kişi yaralanmıştır.

-9 Ocak 1991’de Laçin-Şuşa yolunda yapılan silahlı saldırı sonucunda Azerbaycan Gençleri

gazetesi muhabiri Salatin Esgerova ve üç Rus subay öldürülmüştür.

-30 Mayıs 1991 yılında Ermeni teröristler tarafından Moskova-Bakü seferini yapan trenin Dağıstan’ın Hasavyurt istasyonunda bombalanması sonucunda 11 kişi ölmüş 22 kişi yaralanmıştır.

-31 Haziran 1991’de Dağıstan’ın Temirtau İstasyonunda Bakü’ye gelen yolcu treninin bombalanması sonucunda 16 kişi ölmüş, 20 kişi yaralanmıştır.

-1981’de Türkiye’nin Paris Büyükelçiliğine düzenlenen saldırıya katılan Vazgen Sisliyan 1992’de Erivan’a gelerek buradan Dağlık Karabağ Savaşı’na katılmıştır. Sisliyan, Rusya’nın Moskovskie Novosti gazetesine verdiği bir demeçte dünya kamuoyunun dikkatini Ermeni meselesi üzerinde yoğunlaşmasında şiddet politikasının büyük önem taşıdığını ifade etmiştir.

20 Kasım 1991’de Ermeni teröristler tarafından ısıya duyarlı roketle düşürülen helikopterde barış görüşmelerinin başlatılması için Karabağ’a giden, Azerbaycan Devlet Bakanı İsmayilov T, Başbakan Yardımcısı Haciyev Z, İçişleri Bakanı Esedov M, Başsavcı Gayıbov İ, millet vekilleri Caferov V, Mehmetov V, Devlet Başkanlığı Ofisi Danışmanı Mirzeyev O, Devlet Bakanı Namazaliyev G, Dağlık Karabağ Başsavcısı Plavskiy İ, Dağlık Karabağ İstihbarat Örgütü Başkan Yardımcısı İvanov S, Dağlık Karabağ İçişleri Bakanı Tuğgeneral Kovalev V, Dağlık Karabağ Olağanüstü Hal Komutanı Jilkin N, Devlet Başkanı Danışmanı Yardımcısı Mehmetov R, Azerbaycan Devlet Televizyon Komitesinde çalışan Mustafayev A, Hüseynzade A, Şahbazov F, Rusya temsilcileri Tuğgeneral Lukaşov İ, Albay Koçarov V. ve Kazakistan İçişleri Bakanı Birinci Yardımcısı Tuğgeneral Serikov S. hayatını kaybetmiştir.

-28 Ocak 1992’de Ağdam-Şuşa seferini yapan helikopterin düşürülmesi sonucunda 41 sivil hayatını kaybetmiştir.

-22 Şubat 1993’te Kislovodsk-Bakü seferini yapan yolcu trenine Çeçenistan’ın Gudermes istasyonunda yapılan bombalı saldırı sonucunda 11 kişi ölmüş, 18 kişi yaralanmıştır.

-26 Şubat 1992’de Ermeniler tarafından Hocalı kentine düzenlenen saldırı sonucunda 450 sivil öldürülmüş, 400 kişi yaralanmış, 80 kişi kaybolmuş ve 800 kişi çeşitli biçimde zarar görmüştür.

-1 Şubat 1994’te Bakü demir yolu istasyonunda Kislovodsk-Bakü seferini yapan yolcu trenine yapılan bombalı saldırı sonucunda 3 kişi ölmüş, 20 kişi yaralanmıştır.

-13 Nisan 1994’te Rusya’nın Dağıstan Alevi istasyonunda Moskova-Bakü seferini yapan yolcu trenine yapılan bombalı saldırı sonucunda 6 kişi ölmüş, 3 kişi yaralanmıştır.

 

SONUÇ

 

Azerbaycan ile Ermenistan arasında sağlanamayan barışın sorumlusu kimdir? Özetlediğimiz çözümsüzlük süreci göstermektedir ki Ermenistan fiili durumu bir şekilde sürdürmek için bir oyalama politikası gütmektedir. Uluslararası camianın lideri konumundaki ülkeler ve Minsk Grubunu eş başkanları Ermenistan’ın bu tutumuna, en iyimser tabirle sabır göstermektedirler. Ermenistan batının şımarık çocuğu olmaya devam etmektedir. Minsk Grubunda eş başkanların konuya bakışlarında ne kadar müştereklik vardır?  Rusya çözümü, Ermenistan’ın fiili durumu sürdürmek için oyalama politikasını desteklemekte mi görmektedir? Ermenistan’da ekonomik sıkıntılar halen devam ediyor. Buna ne kadar dayanacaklardır? Türkiye’nin İsviçre’de imzaladığı ve benimseyemediğimiz protokol Ermenistan ve Türkiye parlamentolarından geçmediği için Türkiye’nin Ermenistan sınırını açması veya Ermenistan’a ekonomik yardım yapması söz konusu değildir. Türkiye’nin bir şekilde bölgede inisiyatif sahibi olması Rusya yanında İran’ın da işine gelmemektedir. Batılı ülkeler de, gerçekleri gören diplomatlara sahip olsalar da, ülkelerindeki Ermeni toplumunu karşılarına almak istemedikleri ve Ermenilerle aynı dinden oldukları için tarafsız davranamamaktadır. Nitekim Madrid prensiplerini Ocak 2010’da Soçi’de Ermeniler kabul etmeyince, Azerbaycan’ın kabul etmesi mümkün olmayan değişikliklere Minsk grubu eş başkanları rıza gösterdi. Oysa bir ülkenin topraklarını işgal etmek bütün uluslararası hukuk ilkelerine aykırıdır. Ermenilerin ileri sürdüğü self determinasyon hakkı da hukuksuzluğa kılıf bulmaktır. Çünkü Karabağ Ermenilerinin Karabağ’da nüfus üstünlüğü, eşkıyalığın neticesidir. Savaş elbette son çaredir. Fakat Ermenistan’da ve Ermeni diasporasında, bütün hayat felsefesini ve dünya görüşünü Türk düşmanlığı paradigması üzerine inşa etmiş olan fanatik milliyetçiler, savaşı tek çare haline getirmektedirler. Literatür Karabağ’daki ve Ermenistan’daki bazı liderlerin bu istikametteki beyanlarıyla doludur. Koçaryan dışında 1988’den beri yönetime gelen Ermenistan Başkanları çözümün işgal edilen toprakları boşaltmaktan geçtiğini anlamakta fakat mahalle baskısından dolayı ya istifa etmekte veya oyalama politikası gütmektedir. Rusya da bölgedeki inisiyatifini sürdürebilmek için bu oyalama taktiğine destek vermektedir. Aksi halde Madrid prensiplerini Ermeniler de kabul etmek durumundaydı. Anlaşılan o ki, biz eş başkanların Ermenistan’a çözüm için baskı yapacağını beklerken, Ermenistan Rusya’yı da arkasında hissederek, çözümsüzlük için troykaya baskı yapmaktadır. Rusya bölgede elini güçlendirdi. 2008 Gürcistan savaşından sonra Amerika’nın Kafkasya’da etkinliği azalıyor. Kafkasya’da, ABD bölgeyi Rusya’nın inisiyatifine terk etmiş gibi bir görüntü vardır. Amerika politikaları açısından bu doğru mudur? 11 Eylül 2001 tarihinden beri süren İslamcı tedhiş hareketleri, batıyı Sünni İslâm’ı tehdit olarak gören bir noktaya getirmiş, Suriye’deki IŞİD faaliyetleri İran’la bile yakınlaşmalarına yol açmıştır. Bu şüphesiz yanlış bir algıdır. İslam tarihinde bu tedhiş hareketleri her zaman olmuştur ama bunlar Sünni Müslüman akaidinden beslenen hareketler değildir. Dolayısıyla bu algıya dayanan politikalar geçici uygulamalardan öteye gitmeyecektir. Bölgede Rusya’nın 1990 öncesi gücüne erişmesine razı olmak, dünyada olup bitenleri biraz takip eden sıradan bir Amerikalı için mümkün değildir. Azerbaycan’ın petrol ve doğal gaz üstünlüğü nereye kadar? BTC’nin daha güçlü hatlarla takviye edilmesi, batının işine gelir Rusya’nın işine gelmez. Bu hatlardan bazılarının Ermenistan’dan geçmesi, batının ve Ermenistan’ın işine gelir, Rusya’nın işine gelmez. Tabii böyle bir gelişme, Karabağ sorununda çözüm gerektirir. Çözüm için Ermenilerin Türk düşmanlığını bir kenara koymaları gerekir. Bu da Rusya ve İran’ın işine gelmez. Sonuç olarak Ermenistan, çözümsüzlüğü, fiili durumun devamı açısından en iyi yol olarak görmektedir. Ermenistan’ın bu yaklaşımdan vazgeçmesi için caydırıcı bir takım yaptırımlar uygulanmalıdır. Minsk Grubu eş başkanları böyle bir yaptırım paketi hazırlamaktan çok uzaktır. Geçen 23 yıl 7 ay içerisinde troykanın çözüm bulacağına inancımız kalmamıştır. Bu durumun AGİT zirvelerinde artık gündeme getirilmesi ve Minsk grubu daimi üyesi olan ülkeler nezdinde troykayı baskı altına alacak veya değiştirecek arayışlara girişilmesi gerekmektedir.

Savaş şüphesiz en son başvurulacak çözüm yoludur. Savaştan önce denenmesi gerekenlerin hepsi denenmeden savaşa girmek akılcı bir yol değildir. Azerbaycan ve Türkiye bu ihtiyatla ama birlikte hareket etmelidir. Başka çare kalmadığında ne Amerika’ya ve ne AB’ne, ne de başka güçlere güvenmeden kendi gücümüzle Rusya destekli Ermenistan’dan işgal ettiği toprakları alabilecek fiziki ve moral üstünlüğümüz vardır. Bu moral üstünlük öyle Rus yardımıyla, S400 füzeleriyle filan dengelenemez.

Kaynakça

Azerbaycan Cumhuriyeti Dış İşleri Bakanlığı 5 Temmuz 1999 tarihli 2601/9 sayılı mektubu. BM 51. sessiya, üçüncü komite, bend 100. 30 Oktyabr 1996.

Azerbaycan Cumhuriyeti Dış İşleri Bakanlığının 5 Temmuz 1999 tarihli 2601/9 saylı mektubu. BM 51. sessiya, üçüncü komite, bent 100. 30 Oktyabr 1996.

Azerbaycan Dış İşleri Bakanlığı cari arşivi. Faks No: 216 / GN-23 may 1994.; Sened 423 / 7-9-24 may 1994; Faks 149 / GN 08 Aprel 1994. Faks No: 465 / GN 10 Oktyabr 1994.

Azerbaycan Gazeti, 1999, No: 77.

Azerbaycan Respublikası Dış İşler Nazirliyinin 5 İyul 1999 tarihli 2601/9 saylı mektubu. BM 51. sessiya, üçüncü komite, bend 100. 30 Oktyabr 1996.

Azerbaycan Respublikası Dış İşleri Bakanlığının cari arşivi (1992- 1970). BM yanında Daimi Temsilciliğin Genel Sekreterine 27 İyun 1994 tarihli mektubu.

Azerbaycan Respublikası Dış İşleri Bakanlığının cari arşivi (1992-1970). Sened No: 122 / 7-11-22- Fevral 1994.

Azerbaycan Respublikası Dış İşleri Bakanlığının cari arşivi. Faks No: 560 / GN 18 Noyabr 1994.

Azerbaycan Respublikası. Dış İşler Bakanlığı cari arşivi. Faks No: 596/GN 28 Noyabr 1994.

Atmaca, Tayfun (Dr.) ; Sömürülen Topraklarda Sürgünler ve Soykırımlar, “ Azerbaycan Türkleri ’ne Uygulanan Soykırımın Tarihi Süreci ve Yaşanan Olaylar”, Ankara 2013, s.55-85.

Al-Jazeera Türk, 2012, Dağlık Karabağ’da Çözüm Girişimleri, http://www.aljazeera.com.tr/haber-analiz/daglik-karabagda-cozum-girisimleri-agit-minsk-grubunun-muzakere-cikmazi.

Abbas Karaağaçlı, 2012, İşgal Altındaki Dağlık Karabağ Sorunu, http://www.bilgesam.org/incele/164/-isgal-altindaki-daglik-karabag-sorunu.

Burak Geçkin, 2013, http://politikaakademisi.org/azerbaycan-ermenistan-ve-agit-minsk-grubu-cercevesinde-karabag-sorunu/

“Barcelona Traction Case” (Belgium v. Spain), ISJ Reports, vol 3, 1970, paras. 33 and 34. 2. Ayrımcılığa Uğramama Hakkı – Temel Bir Hak, http://www.amnesty.org.tr/v1612200307.si, 17.01.2008.

Bassioni C. International Criminal Law: Adraft International Criminal Code. Sijthoff and Noordhoff, Alphen aan den Kijn. 1980.

Cafersoy, Nazım, “Bağımsızlığın Onuncu Yılında Azerbaycan-Rusya İlişkileri”, Avrasya Dosyası, Azerbaycan Özel Sayısı, Cilt: 7 (1), İlkbahar 2001.

Commentary on the Tried Geneva, 1960 Mart. 14.

Commentary on the Two 1977 Protocols Additional to the Geneva Conventions of 1949, by Michael Bothe, K.J. Partsch, W.A.Solf. The Hague (Boston) London. 1982. Art. 76.

Çevertaya Vsemirnaya Konferensiya po polejeniyu jenşin.

Doklad Çetvertoy Vsemirnoy Konferensiyu po polojeniyu jenşin. Pekin, 4-15 sentyabrya 1995 g.

David E., Prinsipı prava voorujennıx konfliktov. M., MKKK, 2000.

Decision 94/697/PESC du Consil, relative a la postion commune, define sur la base de I’article J.2. du traite sur I’Union europeenne vis-à-vis du Rwanda, Bulletin de I’Union europeenne, Comission, 10, 24 Octobre 1994.

Deystvuyuşee Mejdunarodnoe Pravo, t. 2, M., İzdatelstvo Moskovskovo Nezavisimovo İnstituta Mejdunarodnovo Pravo, 1997.

Deystvuyuşee mejdunarodnoe pravo. M. 1997. t. 2. .

Doc. A/CONF. 157/24 (Part II), 13 October 1993.

Dr.A.RehaYılmaz, Karabağ savaşı ve insan hakları, rehayilmaz.com/index.php?option=com_content&task=view&id=59&Itemid=68-27k Tekin.Maharlı, Karabağ savaşının takvimi, 2006, Türkiye.

Dutli M.T. Deti I voyna // Deti-kombatantı, zaxvaçennie v plen. MKKK, 1995.

Evropeyskiy Sud po pravam çeloveka. İzbrannie reşeniya. T. 1,

M., Norma, 2000, s. 383, 640-641, 767, 811; T. 2, s. 75, 167, 221, 226, 325, 447, 469.

Final Report of the Commission of Experts Established Poursuant to Security Council Resolution 780, UN Doc. S/1994/674 para 58-60 and 232-253.

GA/Res/48/104, 20 December 1993.

Gazeta svoboda 12 İyunya 1992 g.

Gomen D., Haris D., Zvaak L. Evropeyskaya Konvensiya o pravax çeloveka i Evropeyskaya Sosialnaya xartiya: pravo i praktika, M., MNİMP, 1998.

Hatem Cabbarlı http://www.turksam.org/tr/a359.html, Dr. Osman Nuri ARAS, Hocalı Katliamı’nın 16. Yılında Dağlık Karabağ Sorunu.

Hüseyin Baykara, 1975, Azerbaycan İstiklal Mücadelesi Tarihi, Gençlik Basımevi, İstanbul.

HRC Comm No: 107/1981; Ameyda de Kvinteros Urugvaya garşı, 21 Temmuz 1983 tarihli reyi. UN Doc. A/38/40, (1983), Annex XXII, paragraph 14.

Hrc Coom. No: No: 320/1988. CCPR/C/47/D/320/1988.

Hüseynov L.H. “Genosid cinayetinin terkib ünsürleri”. Hukuki Devlet ve Kanun. 1999 No:8. s. 38-39.

ICRC, Update on Aide-Mtmoire of 3 December 1992.

International Review of the Red Cross, November-December 1980: “New code for the protection of civilian population and property during armed conflict” by Ionel Closca.

İbayev, Ermenistan-Azerbaycan, Dağlık Karabağ Münaqişesi İnsan Hüquqları Konteksinde, Bakü, ELM, 2006.

İbayev, Vefaddin, Ermenistan-Azerbaycan, Dağlık Karabağ Münaqişesi Beynelhalk Hüquq Müstevisinde, Bakü ELM, 2006.

İnsan hakları, Beynelhalk mükaveleler toplusu, Bakı, “Azerbaycan”, 1998.

“Khojaly Its last day”, Azerbaycan Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Yayınları.

Khojaly Its last day. Baku. Publishing House Azerbaijan. 1992.

Letter from the Charge d’affaires a.i. of the Permanent Mission of Azerbaijan to the United Nations Office Memmedov, İ., Esedov, S. Ermenistan Azerbaycanlıları ve Onların Acı Taleyi, Bakü, 1992.

Memmedova, H. Xocalı: Şehıtler Şahitler, Bakü, 2003.

New York Times – Massacre by Armenians Being Reported.

TIME Magazine – Tragedy Massacre in Khojaly.

Saadettin Gömeç, 2001, “Azerbaycan Türk Cumhuriyeti”, Türk Dünyası El Kitabı, Cilt 1, TKAE Yayını, Ankara sayfa: 711-739.

Small Nations and Great Powers: A Study of Ethnopolitical Conflict in the Caucasus By Svante E. Cornell. Nur. US Mil.Trib., 20 Aug. 1947, Brandt et al. (Medical Trial), AD, 1947.

Öndil, Hüsnü, Insani Hukuka Giriş, http://www.ihd.org.tr/ makale/insancil/insan3.html, 15.12.2007.

Ömer Engin Lütem, 2007 (erişim tarihi), “Türkiye ve Azerbaycan’ın Ermenistan ile Sorunları: Karabağ Sorunu”, Ermeni Sorunu: Temel Bilgi ve Belgeler, http://www.eraren.org/bilgibankasi/tr/index3_1_2.htm (2007).

Plattner D. Deti I voyna // Zaşita detey v mejdunarodnom gumanitarnom prave. -MKKK, 1995. s. 9-10.

Rapport CDI, 1987, doc. ONU A/42/10.

Report of the International Law Commission on the 48-th session, 6 May-26 July, 1996. New-York. 1996. Report of the International Law Commission on the 48-th session, 6 May-26 July, 1996. New-York. 1996.

Reservations tot the Convention on Genocide, advisory Opinion. I.C.Reports. 1951.

Respublika Gazeti, 2001, No: 256.

Sencer, Muzaffer, Belgelerle İnsan Hakları, Beta Yayınları, İstanbul, 1988.

Sevdimaliyev, Ramiz, Mejdunarodnıy Terorizm, Globalnaya Problema Sovrmannosti, Bakü, ELM, 2004

Tribunskiy, A.V., “Zaşita grajdanskovo naseleniya vo vremya voorujennıh konfliktov”. Moskovskiy Jurnal Mejdunarodnovo Prava, No: 1/98/29, Ocak-Mart.

US Milit Tribunal, Des. 4. 1947, AD, 14.

Uşagların hukukları ve elden verilmiş imkanlar. Uşaglar silahlı münakaşalarda, Uşag hakları Konvansiyonu. İnformasiya toplusu. BMT insan hakları Merkezi. 1998.

Velizade, İ., Muradov, B., Ermenistan Azerbaycanlılarının Soykırımı, Bakü, Gençlik Yayınevi, 1996.

Yılmaz, Reha, “Uluslararası Terörizm ve Ermeni Terörünün Analizi”, Journal of Qafqaz University, Bakü, 2006.

Zayavlenie MİD Azerbaydjanskoy Respubliki po povodu suda v Erevane nad Azerbaydjanskimi voennoslujaşimi, popavşimi v plen v Kelbadcarskom rayone Azerbaydjana. 2.05.94 g.

Zayavlenie I soobşeniya MİD Azerbaydjanskoy Respubliki (Sentyabr 1993-Dekabr 1996), Baku. 1997, s. 57-58.

Zayavlenie MİD Azerbaydjanskoy Respubliki v Svyazi S Sobıtiyami v Zone Armyano-Azerbaydjanskovo Konflikta i Obostreniem Situasii Na Graniçse Dvux Gosudarstv. 25. 11. 93 g. Zayavleniya i Soobşeniya MİD Azerbaydjanskoy Respubliki, Baku, 1997.

Zayavleniye MİD Azerbaydjanskoy Respubliki po povodu rasttrela 23 azerbaydjanskix voennoplennıx v konsentrasionnom lagere bliz g. Spitak Respubliki Armeniya. 18.02.94. g. Zayavleniye MİD Azerbaydjanskoy Respubliki po povodu suda v Erevane nad Azerbaydjanskimi voennoslujaşimi, popavşimi v plen v Kelbacarskom rayone Azerbaydjana. 2. 05. 94 g. Bakü, 1997.

http://tr.wikipedia.org/wikiHocaI%C4%B1Katliam%C4%B1http://undp.un.org.tr/doc_pdf/metin1210.pdf

http://undp.un.org.tr/doc_pdf/metin1210.pdf- 17.01.2008.

http://www.azatyurt.com/Teror_Kronolojisi.doc,www.gukti.com/azerbaycan-ve-ermeni-katliamları-t-8024.html – 74k,Azerbaycan’ın Dışişleri Bakanlığının web sitesi,

Ermenistan Dışişleri Bakanlığının web sitesi., Ermenistan’ın Washington’daki büyük elçiliğinin web sitesi., Azerbaycan Cumhurbaşkanlığının web sitesi., Christian Science Monitor.16.Kasım.1992, www.milliyetciforum.com/o-gece-15905.html.

http://www.belgenet.com/arsiv/sozlesme/aihs_01.html, 17.01.2008.

http://www.canaktan.org/hukuk/insan_haklari/yirminciyuzyilda/ insan_haklari_evrensel.htm

http://www.canaktan.org/hukuk/insan_haklari/yirminciyuzyilda/kisisel_ve_siyasal.htm, 17.01.2007.

http://www.unhchr.ch/udhr/lang/trk.htm, 11.10.2007.

http://www.unhchr.ch/udhr/lang/trk.htm, 17.01.2008.

http://turkocaklari.org.tr/sayfa/6283/hocali-katliami-ve-sonrasi.html. Orhan Kavuncu, Hocalı Katliamı ve Sonrası, 26 Şubat 2016. (Yeni Türkiye Dergisinin Son Kafkasya Özel Sayısında yayınlanmıştır.)

www.tasam.org/index.php?altid=2204-53k,(www.geocities.com/arslanbab/tamam.htm- 124k.)

www.turkcebilgi.net/unutmayalim/ermeni-soykirimi/hocalikatliami-24385.html-37k.

 

 

 13 14 15 16 17 18 19 20 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12