Rasim Öztekin'in ölümüyle Sarsılan Pelin Öztekin: Lanet Olsun Koronaya! - Balkan Günlüğü Gazetesi


Rasim Öztekin’in ölümüyle sarsılan Pelin Öztekin: Lanet olsun koronaya!

Geçirdiği kalp krizi sonucu 8 Mart’ta babası Rasim Öztekin’i kaybeden oyuncu Pelin Öztekin, Hürriyet gazetesinden Hakan Gence’ye röportaj verdi …

Son Güncelleme :

28 Mart 2021 - 1:00

1.405 okuma
Rasim Öztekin’in ölümüyle sarsılan Pelin Öztekin: Lanet olsun koronaya!

Geçirdiği kalp krizi sonucu 8 Mart’ta babası Rasim Öztekin’i kaybeden oyuncu Pelin Öztekin, Hürriyet gazetesinden Hakan Gence’ye röportaj verdi.

‘Rasim Öztekin’ dendiğinde aklına ilk ne geliyor?
Baba. Babam… Hem oyun arkadaşım, hem ustam, hem çoğu derdimi paylaştığım biriydi. Çoğunlukla arkadaş gibi zaman geçirirdik. Tiyatro sahnesinde yaşım ilerledikçe ustam oldu, aynı yolda yürümeye başladık. Beni hayatının önemli alanlarından hiç ayırmadı. “Armut dibine düşer” derler ya ben de ona çok benzedim. Bu sebeple hayatta benim aynam diyebilirim.

Önce kalp rahatsızlığı geçirdiğini duyduk. Sonra iyileştiği söylendi…
Aslında durumu kötünün iyisiydi. Yaşadığı kalp durmasıydı. Ardından kalbin kasmasını sağlayan bir alet takıldı. Tıkalı olan damarına anjiyo yapıldı. O sırada tepki verdi ama sonrasında iyiye gitmek yerine kötüye gitmeye başladı. Ve kaybettik.

İlk duyduğun an…
İnanmadım. İnanamadım. Hazır olmadığımı düşündüm. İnsan kabullenmeye çalışıyor ama çok zor. 62 yaşındaydı, çok erken. “Baba ben daha o kadar büyümedim ki” lafını ilk defa söyledim. Bir de ben babasının kızı olarak büyüdüm, daha görmek istediği çok şey vardı. Mutlu bir evliliğim olsun, torun sahibi olmak istiyordu. Ama bir yandan da sanki her şeyi planlamış gibiydi, kavuğu devretmesi bile bunun içinde. Bizim için çok erken tabii. Ama o hepimizin gideceği yere önceden gitti; sevdiklerine, ailesine, ustalarına kavuştu. Bence orada daha çok eğleniyor.

Sonra ne hissediyor insan?
Boşluk! Numarası cep telefonumda kayıtlı, hiç silmeyeceğim. Sanki her an bana mesaj atacakmış gibi. Sanki “Turneden döndüm kızım, bak sana neler aldım” diyecek. Hâlâ bir daha göremeyeceğim kafasında değilim.

Şu anda seni duyuyor olsa ona ne demek isterdin?
“Çok özledim baba. Baba ben hiç büyümedim ki, nereye gittin?” Yeniden çocuk olmayı istiyorum. Çünkü çocukken birlikte geçirdiğimiz zamanlar çok değerliymiş. “Hadi gel, tekneyle denize açılalım yine…”

İçinde kalan bir şey var mı?
Bir sürü ‘keşke’… Yurtdışı tatilleri planlıyorduk. Yunanistan’a gidecektik. İnsan hayatın karmaşasında, iş koşturmasında, çok bir arada olamıyor. Babamın KOAH rahatsızlığı olduğu için özellikle korona döneminde görüşemedik. Lanet olsun koronaya. Yanında daha sık zaman geçirebilirdim ama onu korumak adına görüntülü konuşmalarla geçen bir sürecimiz oldu. Uzun zamandan sonra ona hastanede, onu kaybettikten sonra sarılabildim. Canlı olmasını ve onun da bana sarılmasını çok isterdim.

Koronadan dolayı hastaneye ve kontrollerine gidememe gibi şeyler yaşamış mıydı?
Hayır, kontrollerine gidiyordu. Ya da eve hemşireler geliyordu. Bu konuda sıkıntısı yoktu. Son kontrolleri de iyi çıkmıştı.

Bir vasiyet bıraktı mı?
Daha çıkmadı, herhalde yok diye düşünüyorum.

Oyuncuların onları kaybettikten sonra değerlerinin bilindiği söyleniyor. Sen ne düşünüyorsun?
Babam o konuda şanslıydı. Hep iş yaptı, sevildi. Bir insan için tek bir kötü söz bile söylenmemesi çok güzel. Yaptığı çoğu işte insanların evine baba figürüyle girdiği için sanırım izleyiciler onu baba yerine koydular. Sadece ben babamı kaybetmedim, bütün Türkiye babasını kaybetti. Mesela Barış Manço öldüğünde çok etkilenmiştim. Cenaze törenini izlerken “Benim babam da bu kadar sevilerek mi gönderilecek” demiştim. Gerçekten aynısı oldu. Tek söylenen bir şey var: Barış Abi’den sonra herkesin bir ağızdan, aynı duaları ederek gönderdiği ikinci isim Rasim’dir…

Hatırladığınız en eski anınız hangisi?
Altı yaşında aynı sahneye çıktığımız gün. Gani Müjde’nin yazdığı ‘2071 Türkiye’ isimli oyun… Babam, Demet Akbağ, Cenk Koray gibi isimler oynuyor. Cenk Abi’nin doğum günü olduğu için gizlice bana küçük bir rol yazdılar ve Cenk Abi’yi sahnede şaşırttık. Oyun sonrası babamla selama çıktığımız anı unutamıyorum. Herhalde tiyatro tozunu da ilk orada yuttum.

Bir daha birlikte sahneye çıktınız mı?
Hayır, olmadı. Benim büyümemle babamın kalp rahatsızlığı kesişti. O da zaten uzun zamandır sahneye çıkamıyordu. Bize hiç birlikte dizi teklifi gelmedi. Bu da içimde kalan bir şeydir.

Baban ilk zamanlar oyuncu olmanı istemiyormuş…
Evet. O zamanlar camianın karışık olması sebebiyle istemiyordu. Bir de böyle diziler falan yoktu; “Kızım tiyatrocu olma, aç kalırsın” derdi. Ama ben gizli kapaklı işe başladım.

Nasıl yani?
Lise 2’de internetten bulduğum bir ajansa kaydoldum. Meğer figürasyon ajansıymış. Diyaloglu rol gelecek mi diye bekleyerek aylarca figüranlık yaptım. Ardından normal bir ajansa geçtim ve ‘Hayat Bilgisi’ dizisinin seçmelerine gittim. Gani Müjde’den babama bir şey söylememesini rica ettim. İlk bölümü çekildikten sonra babamı aradım, “Evdeysen ‘Hayat Bilgisi’ni aç” dedim. Sesi kesik kesik gelmeye başladı, şoke oldu. Ardından gizlice BKM Mutfak’a girdim ve bir akşam babamı izlemeye çağırdım. Onun için asıl er meydanı tiyatro sahnesidir. Necati Akpınar ve Yılmaz Erdoğan’a “Eti sizin, kemiği benim” dedi. En son oynadığım ‘Aslında Özgürsün’ oyunundan sonra da kulise geldi, kapıyı kilitledi ve beni alnımdan öperek “İnsanlar tiyatro yaparak kendini geliştirir ama sen dizi yaparak kendini çok geliştirmişsin. Yolun açık olsun, izlerken kendimi gördüm” dedi. Ben babamdan kavuğu kendimce o gün aldım.

Babanın nasıl bir hayatı oldu?
Hep istediklerini yapmış. Galatasaray Lisesi’nde yatılı okuduğu yılları, Beyoğlu anılarını çok severdi. Ayvalık’taki hayatı, balıktutma zevki… Kısa bir ömrü oldu ama doya doya yaşadı.

Anne ve baban sen kaç yaşındayken ayrıldılar?
11. Yaşım küçük olduğundan annemle kaldım. Ama yakın oturuyorduk. Hafta sonları ben de onunla oyuna giderdim. O tiyatro fuayesi, Ferhan (Şensoy) Abi’nin kızlarıyla oyun bahçemizdi.

Bilinmeyen yanları nelerdi?
Çok kitap okurdu. Hatta üç kitabı aynı anda okurdu. Nasıl karıştırmadığını çözemezdim. Çok disiplinliydi ama bir yandan da tembeldi. Tembelliğini hem çok severdi hem nefret ederdi. “Ben tembel olmasam daha neler yaparım” derdi.

Kırgınlıkları var mıydı?
Hayır, işsiz kaldığı zamanlar da olmuştu ama hep çok sevildi. ‘G.O.R.A.’ filminden sonra Rasim Öztekin olarak yeni bir dönüşüm yaşadı. O karakterden sonra rol çeşitliliği açısından farklı işler geldi. 40’ından sonra yeniden meşhur oldu diyebilirim.

En son ‘80’ler’ dizisinde oynamıştı. Ve henüz yayına girmemiş bölümleri de var. İzleyebiliyor musun?
Hayır, izleyemiyorum. Daha o noktaya gelemedim. Hatta iki gün önce Kanal D’de ‘Mandıra Filozofu’ varmış. Çevremdekiler “Sakın açma” dedi. Çünkü oradaki karakter gibi babam da toprağı severdi. Emekliliğinde Cunda’ya yerleşmek isteyen, kendi bahçesini eken bir adamdı. İnşallah yukarıda kendine o hayatı kurmuştur.

Bundan sonrası…
Babamın mirası olarak mesleğe devam edeceğim. Galatasaray Kulübü için de ‘Rasim Öztekin stand-up şovları’ düzenlemek istiyorum, bir yarışma gibi. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’yle ‘Rasim Öztekin Tiyatro Öğrencileri’ adında bir çalışma var. Yaptığımız işlerde “Çiçek göndermeyin, bağış yapın” diyoruz. Oraya bağış yapanlar da babamın öğrencisi olarak yeni çocuklar yetiştiriyor.

Baban ‘Galatasaray Divan Kurulu’ üyesiydi. Sen de takım içinde çalışmalara mı başladın?
Clubhouse’da ‘Derin GS Lunch Time’ isimli yayınımızda, babamın arkadaşları beni keşfetti. Divan Kurulu Başkanı Eşref Hamamcıoğlu, başkanlığa aday olacağı sırada benim ismim geçmiş. Önce okul arkadaşları benim için babamdan icazet almışlar. Beni aradı ve ne düşündüğümü sordu. Son 15 günümüz yoğun telefon görüşmeleriyle geçti. Babamın son isteği olarak Eşref Başkanımla güzel bir sürece girdik.

Babanla maç izler miydiniz?
Çok. Sekiz yaşından beri. O, 13 yaşımda benim çok holigan olduğumu düşünene kadar. Bir gün kombineler geldi, baktım ayrı tribünlerdeyiz. “Sen çok küfrediyorsun, tam holigan oldun” dedi babam. Kapalı tribüne atıldım. Şimdi stada fotoğrafını koyduk. Seyircisiz ortamda tek başına maç izliyor.

Milliyet

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.