Akdeniz'in kapısını Türklere açan ada! Dönüm noktası oldu



Akdeniz’in kapısını Türklere açan ada! Dönüm noktası oldu

İhsan Dindar / Milliyet.com.tr – Rodos, Antik Çağ’dan günümüze anlatılagelen limanının girişindeki devasa Helios heykeliyle binlerce yıldır …

Akdeniz’in kapısını Türklere açan ada! Dönüm noktası oldu


Son Güncelleme :

19 Ekim 2021 - 12:30



İhsan Dindar / Milliyet.com.tr – Rodos, Antik Çağ’dan günümüze anlatılagelen limanının girişindeki devasa Helios heykeliyle binlerce yıldır insanlık tarihinde özel bir yere sahip. Çok sayıda medeniyetin gelip geçtiği Rodos, tüm bu uygarlıkların izlerini günümüze taşımış durumda. Milâttan önce üçüncü yüzyılda inşa edilen 32 metre yüksekliğindeki Rodos Heykeli, o dönem için insan eliyle yapılmış en görkemli eserlerden biri konumundaydı.

İSKENDER’İN KOMUTANLARI ELE GEÇİREMEMİŞTİ

Büyük İskender’in ardılları tarafından bir yıl boyunca kuşatılan ama ele geçirilemeyen Rodos’un sakinleri bu zaferlerini taçlandırmak için Yunan mitolojisindeki tanrılardan biri olan Helios’un şerefine tamamı tunçtan bir heykeli limanının girişine inşa eder. Tamamlanması 12 yıl süren Rodos heykeli milâttan önce 282 yılında tamamlanır.

NEW YORK’TAKİ ÖZGÜRLÜK HEYKELİNE İLHAM OLDU

Ancak tamamlanmasından yaklaşık 16 sonra yaşanan büyük bir depremde, bu 32 metre yüksekliğindeki dev heykel yıkılır. Aradan geçen binlerce yılın ardından Fransız Heykeltıraş Frederic Auguste Bartholdi, New York’un simgesi olan Özgürlük Heykeli’ni tasarlarken Rodos’taki bu devasa yapıdan ilham almıştı. New York’taki Özgürlük Heykeli’nin yüksekliği ise 93 metredir.

Rodos Heykeli’nin ayaklarının bulunduğu noktada, liman girişinde günümüzde alageyik heykelleri göze çarpar. Tarihi adaya gemiyle gelenlerin Rodos’a dair ilk gördükleri ayrıntılardan biri olan bu alageyik heykellerinin ardından tarihi kent, tüm görkemiyle ziyaretçilerini ağırlar.

ON İKİ ADA’NIN EN BÜYÜĞÜ

Günümüzde Yunanistan’a ait olan ve On İki Ada olarak anılan takımadaların en büyüğü konumundaki Rodos, Helenistik Çağ’dan sonra Roma döneminde de bölgenin önemli duraklarından biri konumundaydı. Kuzey-güney ve doğu-batı arasındaki deniz trafiğinin kilit noktalarından biri olan Rodos, bu sayede tarih boyunca bölgede hâkimiyet kurmak isteyen devletlerin elde etmek istediği yerlerden biri oldu.

Merkezi bugünkü Bodrum (Halikarnassos) olan, Karya Krallığı tarafından milâttan dördüncü yüzyılda fethedilen Rodos, sonrasında Perslerin hâkimiyetine girer. Çalkantılı geçen asırların ardından önce Roma ardından da Doğu Roma Toprağı olan Rodos, Haçlı Seferleri döneminde el değiştirir.

HAÇLI ŞÖVALYELERİN ELİNE GEÇİYOR

St. Jean Şövalyeleri olarak bilinen tarikat tarafından ele geçirilen Rodos adası tıpkı Bodrum gibi uzun süre bu topluluğun liderleri tarafından yönetilir. Ticaret yolları üzerinde bulunması nedeniyle de zenginleşen adanın bu imkânlarından faydalanan St. Jean Şövalyeleri günümüzde de adanın en turistik yerlerinden biri olan tarihi kaleyi inşa eder. Bu kalenin bir benzeri de Bodrum’da inşa edilmiştir. Hem Bodrum hem Rodos kaleleri bu açıdan bölgede Orta Çağ boyunca kilit bir rol taşımışlardır.

Mızrak ucuna benzeyen bir yapıya sahip olan Rodos’un uzunluğu yaklaşık olarak 80 kilometredir. Adının antik Fenike dilinde yılan anlamına gelen “erod” ya da Yunancada gül anlamına gelen “rhodon” sözcüğünden türemiş olabileceği düşünülen Rodos’ta günümüzde Rodos (St. Jean) Şövalyeleri ve Osmanlı döneminin mimari izleri çok yoğun bir biçimde görülür.

OSMANLI’NIN AKDENİZ’E AÇILAN KAPISI

16.yüzyılda en ihtişamları günlerini Kanuni Sultan Süleyman’ın hükümdarlığı döneminde yaşayan Osmanlı İmparatorluğu, bölgede kendisi için bir tehdit unsuru oluşturan St. Jean Şövalyeleri ile bir mücadele içindeydi. Osmanlı’nın hem Anadolu kıyılarını tehdit eden hem de Akdeniz’e açılmasındaki engellerden biri olan St. Jean Şövalyeleri’ni mağlup etmek Osmanlı için hayati bir öneme sahipti.

1522 yılında Rodos’a askeri bir sefer düzenleyen Kanuni Sultan Süleyman, uzun bir süredir ihtilaf yaşanılan St. Jean Şövalyeleri’nin adadaki hâkimiyetine son verir. Rodos’u 1522 yılında fetheden Kanuni Sultan Süleyman, savaşın sonunda hayatta kalan St. Jean Şövalyeleri’ni Sicilya Krallığı’na gitmelerine müsaade eder.

400 YILLIK OSMANLI HÂKİMİYETİ

Kanuni Sultan Süleyman döneminde fethedilen Rodos, 400 yıl boyunca Osmanlı yönetiminde kalır. Akdeniz’de Türk hakimiyetinin kurulmasında Rodos’un fethi önemli bir yere sahiptir. Buradan gelebilecek saldırıları sonlandıran Osmanlı Donanması, sonrasında Akdeniz’de nispeten daha güvenli yol alabilmiştir. Adanın fethinden sonra Rodos’a Anadolu’dan çok sayıda Türk de yerleştirilerek, bölge yeniden imar edilmiştir. İşlek bir limana sahip olan adada farklı medeniyetlere ait izlerin yanına Osmanlı mimarisinin güzel örneklerini yansıtan cami, hamam ve sivil yapılar da eklenmiştir.

Rodos’un fethinin Türk tarihindeki önemini sorduğumuz Kırklareli Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin Serdar Tabakoğlu, bu önemli olayı gelişimini şu şekilde anlatıyor: “Rodos’un fethi için ilk kuşatma Fatih Sultan Mehmet döneminde gerçekleştiriliyor. Yavuz Sultan Selim döneminde de tersanede bir fetih harekatı için hazırlık yapılıyor ama padişahın ölümüyle yarım kalıyor. Yavuz Sultan Selim’den sonra tahta geçen Kanuni Sultan Süleyman, Fatih’ten beri devam eden bu politikayı sürdürür ve bir harekat başlatır.” 

BİR İMPARATORLUK SİYASETİ HALİNE GELİYOR

Barbaros: Akdeniz’in Kılıcı dizisinin de tarih danışmanı olan Dr. Hüseyin Serdar Tabakoğlu, Rodos seferinin Kanuni Sultan Süleyman döneminin ilk deniz harekatı olma özelliği taşıdığını vurgulayarak bunun bir imparatorluk siyasetine dönüştüğünü belirtti. 1538’deki Preveze Zaferi ile birlikte Akdeniz’de Türk deniz gücünün hakimiyeti kurulduğunu hatırlatan Tabakoğlu, 1522’de Rodos’un fethedilmesinin de zaferin habercisi olduğunu ifade etti.

‘Deryadaki Ateş: Barbaros Hayreddin’, ‘Akdeniz’de Savaş: Osmanlı-İspanya Mücadelesi’ ve ’18. Yüzyılda Osmanlı-İspanya İlişkileri’ kitaplarıyla da dikkat çeken Hüseyin Serdar Tabakoğlu, adanın fethinin önemine dair ayrıntılar paylaşmaya devam etti. Rodos’un fethinin sonrasında da Türklerin denizlerde daha aktif olacağının bir işareti olarak değerlendirilebileceğini sözlerine ekleyen Dr. Hüseyin Serdar Tabakoğlu, St. Jean Şövalyeleri’nin bölgede estirdiği terörü de şöyle açıklıyor: “Doğu Akdeniz’de Haçlıların kurduğu bir kilit, bu fetihle birlikte kırıldı. Zira St. Jean Şövalyeleri aynı zamanda bu bölgenin en korkulu korsanlarıydı.” 

UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Rodos’un eski mahallesi, günümüzde kente gelen turistlerin en çok vakit geçirdikleri yerlerin başında geliyor. 130 bin kişinin yaşadığı Rodos’ta, beş bin civarında bir Türk azınlık da yaşıyor. 1.398 kilometrekarelik bir yüz ölçüme sahip olan adanın deniz kıyısının toplam uzunluğu ise 220 kilometre.

TÜRKİYE’NİN EGE KIYILARINA BENZİYOR

Türk çamı olarak da bilinen kızılçamlarla kaplı olan Rodos, görüntüsü itibarıyla diğer adalardan ziyade, Türkiye’nin Ege kıyılarıyla daha büyük benzerliklere sahip. Turunçgiller ve üzümün yanı sıra önemli bir zeytin üretim merkezi olan ada, çiçekli bitkiler bakımından da oldukça zengin. Rodos’a, Marmaris’ten hareket eden vapurla ulaşmak mümkün. 

NERELERİ GÖRMELİ?

Her yıl çok sayıda kruvaziyer gemisinin yanaştığı Rodos, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan tarihi mahallesi, kaleleri, şatoları, kilise ve camileriyle ziyaretçilerini adeta zaman içerisinde bir yolculuğa çıkarıyor.

Süleymaniye Camii, Rodos Limanı, Mandraki Limanı’nda bulunan ve antik dönemdeki Rodos Heykeli’nin yerine yapılan bölgeyle özdeş geyik heykelleri, Vali Sarayı, Rodos Kalesi, Tarihi Rodos Çarşısı, Arkeoloji Müzesi, Apollo Tapınağı, Monolithos Kalesi, Aziz Paul Körfezi ve Anthony Quinn Körfezi, Rodos’a gelenlerin mutlaka görmesi gereken yerler arasında bulunuyor.

Milliyet

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.