Böyle gelmiş, böyle gider! (Gitmesin!)

Beş maymunu kafese koyarlar. Ortaya bir merdiven bırakıp, tepesine de iple muzları asarlar. Her bir maymun merdivenleri çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde dışarıdan üzerine soğuk su sıkarlar. Maymunlar aynı denemeye giriştiklerinde buz gibi soğuk suyla ıslanırlar. Bütün maymunlar bu denemeler sonunda sırılsıklam olurlar. Bir süre sonra muzlara hareketlenen maymunlar diğerleri tarafından engellenir. Daha sonra su kapatılıp, maymunlardan biri dışarı çıkarılır ve yerine yeni bir maymun konur. İlk yaptığı iş muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur. Fakat diğer dört maymun buna izin vermez ve yeni maymunu döverler. Sonra ıslanmış maymunlardan biri daha yeni maymunla değiştirilir. Ve merdivene yaptığı ilk atakta dayağı yer. Bu ikinci yeni maymunu en şiddetli ve istekli döven, ilk yeni maymundur. Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir. En yeni gelen maymun da ilk atağında cezalandırılır. Diğer dört maymundan yeni gelen ikisinin en yeni gelen maymunu niye dövdükleri konusunda hiçbir fikirleri yoktur. Son olarak en başta ıslanan maymunların dördüncüsü ve beşincisi de yenileriyle değiştirilir. Tepelerinde bir salkım muz asılı olduğu halde artık hiçbiri merdivene yaklaşmamaktadır. Neden mi? Çünkü burada işler böyle gelmiş ve böyle gitmelidir. İşte bu noktada organizasyonel negatif öğrenmenin (şartlanmanın) başladığı yerdir. Çok fazla kullanırız bu cümleyi. “Boş ver! böyle gelmiş, böyle gider.” Dilimizde bir garip terennüm olmuş, alışkanlık olmuş. Öyle ki çevremizde de birçok iş, olay, konu, yukarıdaki hikâyede anlatıldığı gibi böyle gelmiş, böyle gitmektedir. Söz konusu gidişata gerçekten ve cidden “Dur!” diyebilecek kahraman fedakâr, sabırlı, sebatlı, gayret sahibi, helalzade, lider yöneticiler ancak çözebilir.

Durun size mantığı biraz farklı, ama sonucu benzeyen bir hikaye daha aklıma geldi. Mutlaka paylaşmalıyım! (Beğeneceğinizi umuyorum);

Bir zamanlar büyük bir dağda kartallar yuva yaparlar. Bir kartal da 4 yumurtasıyla bu dağda yaşıyormuş.

Birgün deprem olmuş ve yumurtaların biri dağdan yuvarlana yuvarlana vadideki çiftliğe kadar düşmüş. Bu çiftlik bir tavuk çiftliğiymiş.

Yaşlı bir tavuk bu yumurtayı ve içinden çıkacak yavruyu koruması altına almış.

Birgün küçük kartal doğmuş. Çevresinde tavukları görmüş ve kendisini tavuk zannetmiş. Bütün tavuklar da ona bir tavuk gibi davranmışlar. Ailesini de çok seviyormuş. İçinden bazen “Ben kimim?” sorusu geçiyormuş. Ama o bir tavukmuş. Bunu böyle bilmeliymiş.

Birgün çiftlikte oyun oynarken, yukarı baktığında bir grup kartalın özgürce uçtuğunu görmüş.”Aman Allah ım ne kadar güzel uçuyorlar! Ben de onlar gibi uçmayı çok isterdim!”demiş. Tavuklar hep birden bu düşünceye gülmüşler. “Sen bir tavuksun ve tavuklar uçamaz!” demişler.

Küçük kartal artık daha sık gökyüzüne bakıyor ve uçan kartallar gibi uçmak, özgür olmak istiyormuş. Ne zaman bu düşüncesinden bahsetse:”Sen bir tavuksun. Bırak bu hayalleri!”

Zamanla küçük kartal da bu düşünceyi kabul etmiş. Hayal kurmaktan vazgeçmiş ve hayatını bir tavuk olarak yaşamaya karar vermiş. Ve hayatının sonu geldiğinde de bir tavuk(!) olarak ölmüş.

Ne olduğunu düşünürsen o olursun. Eğer hayatınızın herhangi bir zamanında kartal olma hayali kurarsanız, hayallerinizi takip edin. Tavukların sözlerini değil!

Çünkü siz bir kartalsınız belki…

Kimbilir, belki de tavuk…

 

 

 


Benzer Videolar