a
Mehriban Çeltikoğlu

Mehriban Çeltikoğlu

08 Mart 2025 Cumartesi

Ana Vatan ‘a Kavuşuyoruz!

Ana Vatan ‘a Kavuşuyoruz!
4

BEĞENDİM

ABONE OL

On üç yıllık kısa bir zamana , bir çok hikaye sığdırmıştım.

İnsanın aklına gelmeyecek , ancak romanlarda, tarih kitaplarında rastlayabileceğimiz türden hikayelerdi bunlar. Kitaplarda okunur ama hiç kimse “bu benim başıma gelir” diye düşünmezdi.

Mehriban olarak dünyaya geldiğim bu topraklara Mariyana olarak veda ediyordum.

Son kez selamladım çocukluğumu bıraktığım sokağı, mahalleyi ; her bahar evdekilerden habersiz çiçek toplamak için kaçtığımız karşıdaki dağı, Sarıtepe’yi ,mahallelinin büyük bölümünün çalıştığı Zavod Varbitsa’yı ,eskiden çocuk kahkahalarıyla inleyen okulumu…

Ne garip! Ben gidiyorum diye mi sessizliğe bürünmüştü kasaba? Gidiyorum diye mi kurşunibulutlar sarmıştı öncesinde izlemeye doyamadığım mavi gökyüzünü?

Sınıra doğru yol alırken geride bıraktıklarımı ve yeni hayatımızda bizi bekleyenleri düşünmeden edemiyor, iyiden iyiye endişelere kapılıyordum. Arabadaki sessizliği,zihnimdeki düşüncelerin gürültüsü delip geçiyordu.Kimsenin konuşası yoktu .Dahası o sıra kimsenin benim endişelerime verebilecek cevabı da , gücü de yoktu.

Şimdi tek soru vardı aklımda. Biz nereye gidiyorduk?

Türkiye ile ilgili haritadaki yeri ve Mustafa Kemal ATATÜRK dışında pek bir şey bilmiyordum.Hatta Türkçe yazmayı bile bilmiyordum.Sadece etraftan duyduklarımla“peçeli kadınlar, kocaman palmiye ağaçları, develer, altın minareli camileri” olan masalsı bir dünyacanlanıyordu gözümde .Yol boyunca bütün bunları düşünüp oraya nasıl adapte olacağımızlailgili sorular dönüp duruyordu zihnimde.

Kilometrelerce uzanan araba sırasından , sınıra vardığımızı anlamam  zor olmadı.Sırası gelen arabalar gümrük memurları tarafından en ince ayrıntısına kadar kontrol ediliyor , bu yetmezmiş gibi üst baş da aranıyordu.Uzun bir bekleyişin ardından sıra bize gelmişti . Eşyalarımızı kontrol eden memur, babama durmadan bir şeyler soruyordu . Kenarda bütün olup biteni izlerken, babamın hediyesi çok sevdiğim şemsiyeme yaslanmış bütün bu saçmalığın bir an önce sona ermesi için dua ediyordum ki ; gümrük memurunun gözlerini bana dikip: “ ellerini ceplerinden çıkar ve ceplerini göster! ” sözüyle irkildim.Çok korkmama rağmen hemen ceplerimi ters düz edip “bak işte , cebimde ne götürebilirim ki? ” dercesine korkmuş ama aynı zamanda meydan okuyan bakışlarla yanıt verdim . Hayal kırıklığınauğrayan memur hiç bir şey olmamışcasına işine devam etti. Kontrol işkencesi bittiğinde bizi sınıra kadar getiren komşumuza veda edip elimizde valizlerle Türk sınırına doğru yaya olarak devam ettik . Arkamıza bakmadan , heyecanla yürüyorduk.

Bitmişti…

Geride kalmıştı her şey. Şimdi bizi karşılayan Ay Yıldız’ ı Al a bulanmış ,tüm ihtişamıyla, özgürce dalgalanan , adeta “hoşgeldin çocuk!” dercesine kollarını açmış bizi bekleyen bayrağa sarılıp hasret giderme zamanıydı.Şimdi şükür zamanıydı…

Sınırdan geçen herkes adeta bir zaman tünelinden geçiyormuşçasına inanılmaz bir değişim yaşıyordu.

Az önceki mutsuz ,umutsuz ,bitkin yüzler şimdi bayrağın al rengine bürünmüş ay ve yıldızı gibi parlıyordu.Vatan toprağına adım atan önce bayrağını sonra yere kapanıp toprağını öpüyordu. Ana Vatan! Mariyana olarak ayak bastığım “ vatanım ” Mehriban olarak bağrına basmış, kucaklamıştı beni .

Edirne Otogarında , İzmir e gidecek olan otobüsü beklerken etrafı seyrediyor, bana çok yabancı olan bu dünyayı anlamaya çalışıyordum. Yaşadığım yere hiç benzemiyordu. .Zaman tünelinde boyut atlamış, başka bir evrende bulmuştum kendimi.

Otobüs hareket ettiğinde cama yaslanmış , bu renkli dünyayı seyre dalmıştım.Kırmızı , yeşil , mavi kamyonlar , otobüsler , arabalar , oyuncak dükkanlarından kaçıp hayata karışmışgibiydiler . Oldukça sıkıntılı ve zor günlerin ardından , haki ve gri tonların dışında da renklerin olduğunu hatırlamıştım. Hayatımızı kaplayan sis kalkmış , güneşin parlak , canlı renkleri şimdi yüzümü , içimi , aydınlatmış ; bu sıcak , samimi ortam çocuk kalbimi ısıtmıştı.

Tüm bunları düşünürken bir el uzandı yan koltuktan.Taze kesilmiş , mis gibi kokan , kokusu bütün otobüsü saran bir kaç dilim portakalı tüm içtenliği ile bizimle paylaşmak istemişti. O an her yeri sarmıştı o içten uzatılan portakalın kokusu.Bir çocuğun “kaos” içindeki dünyasında çiçek açtırmaya yetmişti , şimdi yüzünü hatırlayamadığım bu zarif hanımefendinin ikramı.

Hiç unutmadım , unutmam imkansız.

Şimdilerde hayatta olup olmadığını bile bilmediğim bu hanımefendi , farkında olmadan cennetteki yerini bulmuştu.” Mis kokulu portakal bahçesi ! “

Nereden mi biliyorum ? Biliyorum , çünkü Allah çocukların dualarını kabul eder…

2.Bölüm Sonu

Mehriban Çeltikoğlu