Balkan Rüzgarı

8 Ağustos 2022 - 18:52

Balkan Rüzgarı

Geçen hafta Değerli dostum Rifat Sait Bey in konuğu olarak “Balkan Rüzgarı” programında oldukça keyifli diyebileceğim bir sohbet yaptık.

Balkan Rüzgarı
Son Güncelleme :

05 Haziran 2009 - 1:00

Karşılıklı fikir alış verişinde bulunurken, bir an basın kuruluşlarının
insan hayatında ne kadar önemli olduğunu, yaşamımızda ciddi bir yer
teşkil ettiğini düşündüm. Ziya Gökalp in dediği gibi, “Yirminci
yüzyılın en önemli kuruluşu basındır”. Nitekim İstiklal şairimiz Mehmet
Akif  de;”Kürsülerin en yükseği” demek suretiyle bu gerçeği dile
getiriyor. Gurbetteki soydaşlarımız için ne kadar önemlidir bu tür
programlar, gazeteler…Bir soluktur, bir nefestir, gurbetten gelen bir
dosttur,mektuptur, haberdir… Bu nedenledir ki okuyucu ve izleyici
olarak kendimiz ve ailemiz için izlediğimiz programlarda seçici olmamız
kaçınılmazdır. Burada televizyon ve gazeteleri nasıl takip etmek
gerektiği ile ilgili uzun uzun bahsedip konunun özünü kaçırmak
istemiyorum. Fakat kişiliğimizin gelişiminde, çocuğumuzun
yetiştirilmesinde, kısacası hayatımızda ciddi etkisi olan bu müthiş
buluşta  seçici davranmak mutlaka gerekiyor. Aksi takdirde sonucu ağır
faturalar öderiz diye düşünüyorum. Pazarda sağlığımızı düşünerek bir
domatesi, bir portakalı bile seçerek aldığımızı aklımıza getirirsek,
ruhumuzun sağlığını düşünmemek safdillik olur. Bakın 1986 Nobel Barış
Ödülü sahibi Elie Wiesel enfes bir tespit yaparak diyor ki; “Ahlak
alanında toplumumuzun el yordamıyla ilerlemekte olduğunu itiraf edelim.
Önceliklerimiz maalesef yanlış seçiştir. Uzay meseleleri, ahlaki
araştırmalardan daha fazla ilgi çekmektedir. İnsan ayda yürümekte, ama
benzerlerine yaklaşmaktan kaçınmaktadır. Okyanusun derinliklerini,
kainatın sırlarını incelemekte, ama kapı komşusuna ilgisiz
kalabilmektedir. Ömür uzamış, ama yaşlılık yükte, beddua edilecek hale
dönüşmüştür.” Kaç kişi bu güzel tespite itiraz edebilir ki…
Bir program yapımcısı, bir köşe yazarı için bu iş bir ateş yakmak
olmalıdır. Yani her yazı, her söyleşi bir ateş yakmadır. Sonra da o
insanları ateşin başına çağırmak. Birileriyle o ateşin başında ısınmak
ne güzel…
Türk halkının ortalama 5 saat TV seyrettiği gerçeğinden hareket
edersek, programları seyrederken dikkat etmemizin önemi ortaya çıkar.
Gelin konuya girmişken birkaç istatistiki verilere kısaca değinelim.
AR-GE raporlarına göre Türkiye de ihtiyaç maddeleri sıralamasında kitap
235. sırada yer alıyor. Okumaya ise yılda yalnızca 6 saat vakit
ayırıyoruz.(Bu oran Balkan ülkelerinde ise değişiklik
gösteriyor).Dolayısıyla Afrika ülkelerinin gerisinde kalmış durumdayız.
Türkiye TV izleme oranları bakımından dünyada 4. sırada. 75 yıl yaşayan
bir Türk 9 senesini TV karşısında geçiriyor.
Maalesef TV seyretmeyi, birkaç şarkıcının veya futbolcunun özel hayatı,
talk-şov dedikodularını öğrenmek olarak görüp, bunları daha bir önemser
olduk. Çaresizlik, çaresizlik, çaresizlik… 
Jacop Riis in beğendiğim bir anekdotu ile bu haftaki yazımı
bitireyim;”Çaresiz kaldığım zamanlarda gider, bir taş ustası bulur,
seyrederim. Adam belki yüz kere vurur taşa. Ama değil  kırmak, küçük
bir çatlak bile oluşturamaz. Sonra birden, yüzbirinci vuruşta taş ikiye
ayrılıverir. İşte o zaman anlarım ki; taşı ikiye bölen son vuruş değil,
ondan öncekilerdir.

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.