Rodos ve İstanköy Türkleri’nin sorunları

13 Ağustos 2022 - 17:56

Rodos ve İstanköy Türkleri’nin sorunları

Rodos ve İstanköy Türkleri’nin sorunları
Son Güncelleme :

23 Mayıs 2010 - 22:00

Rodos ve İstanköy 1912’de İtalya’nın Yunanistan adalarını işgal etmesi ile cemaat olarak kabul edildi. Yerel kararname ile İtalya Rodos’ta bulunan müftülük makamını tanıdı. Evkafa ait malların bir komisyon tarafından idare edilmesi kararlaştırıldı. 1947 yılında adaların Yunanistan’a geçmesinin ardından 517/1947 sayı ve tarihli bir yasa çıkartıldı. Bu yasada şöyle deniyordu: “Adalarda yürürlükte bulunan karar ve kararnameler, Yunan yasalarına aykırı olmamak koşulu ile gerekli kanunlar çıkarılıncaya kadar geçerlidir.” Ancak adalarda baskı ve yok etme siyaseti uygulanmaya başladı. İlk olarak cemaat ve vakıf idaresini kontrol etmek amacı ile hükümet murahhası atandı. 1965 yılında Cemaat Başkanı Sadettin Nasuhoğlu’nun ölümünün ardından cemaat ve vakfa ait değerli eser ve taşınmazlar, satış veya hibe yoluyla azınlığın elinden alındı. 1970 yılından ise Katalipsis olarak bilinen kanunda şöyle dendi: “On yıl içerisinde tapu dairesine bildirilmeyen taşınmaz mal ve mülkler hazineye intikal eder.” Bu hüküm gerekçe gösterilerek adalarda Türklere ait mallar gasp edildi. Vakıflar sorunu bugüne dek çözülememiş bir sorun olarak geldi. Bugün, Rodos ve İstanköy’deki vakıflar yüzde 0,6 oranında emlak vergisine tabi. Başka bir ifade ile Rodos ve İstanköy’de yaşayan Türklere ait vakıflar gayrı menkulleri olan ticari bir kuruluş ile aynı oranda emlak vergisine tabi. Bu da uygulamanın ne kadar ayrımcı olduğunu gösteriyor.

 

ADALARDA YAŞAYAN TÜRKLER

Rodos’ta çoğunluğu 1897’de Girit’ten göç eden Türkler bulunuyor. Ancak bu kişilerin iş kurma ve gayrimenkul satın almalarına izin verilmediğinden pek çoğu zaman içerisinde Türkiye’ye göç etti. 1950’den sonra adadan ayrılan bu kişilere Rodos’a dönmeyeceklerine dair belge imzalatıldı. Adada kalan pek çok Türk ise vatandaşlıktan çıkarılma korkusu ile uzun yıllar adadan ayrılmadı. Bu kişiler adadan ayrılmak istediklerinde önce yabancılar şubesine giderek Yunanistan’a tekrar giriş vizesi almak durumunda kaldılar. Bu durumda da bu kişilere yalnızca 30 gün süre ile adadan ayrılmalarına izin verildi. Ege adaları vatandaşları olarak tanımlanan Türkler ise beş yıl süreli olarak verilen pasaportları ile adadan ayrılabildiler. Ancak bu kişilerin pasaportlarının bitiş süresine kadar adaya dönmemeleri halinde başka bir ülkenin vatandaşlığına geçtiğine karar verildi. Böylelikle vatandaşlıktan çıkarıldılar. Pasaportlarının uzatılması için müracaat eden Türklerin ellerinden pasaportları alındı; bu kişilere vatandaşlıklarını kaybettikleri tebliğ edildi. Bugün vatandaşlıktan çıkarılan kişilerin sayısının yüzlerce olduğu tahmin ediliyor. Buna ek olarak Rodoslu olup da halen Yunan nüfus cüzdanına sahip olan kişilerin dahi Rodos Belediyesi’nde bulunan kayıtlarının silindiği söylenerek bu kişilere yeni nüfus cüzdanı verilmedi.

 

EĞİTİM

Yalnızca Türkçe eğitim veren Süleymaniye okulunun ismi 1972 yılında Rodos 13. Şehir İlkokulu olarak değiştirildi. O tarihten itibaren ise Türkçe eğitim tamamen yasaklandı. Bugün Rodos’ta yaşayan Türkler devlet okullarına gidiyor ancak din derslerinden muaf tutuluyorlar. Devlet okullarında eğitim gören Türk çocukları bugün Türkçe’yi çok az derecede konuşabiliyorlar.  Bu okullardan mezun olan çocukların adalarda mesleklerini yerine getirme konusunda da belirsizlik yaşanıyor. Zira bugüne dek Rodos’ta hiçbir resmi kuruluşta Türkler görev almıyor. Yalnızca Rodos Belediyesi’nde birkaç temizlik işçisi ile bir park işçisi çalışıyor.

 

DİN VE İBADET

 

Rodos Türkleri, İslam Cemaati İdaresi tarafından temsil ediliyordu. Ancak 1990 yılında cemaat idare heyetinin süresinin dolmasının ardından yerine yeni kişiler atanmadı.  Bugün adalarda yaşayan Türkler temsil edilmiyor. 1990 yılında, 1974 yılında vefat eden Müftü Süleyman Kaşlıoğlu’na naiplik eden İhsan Kayserili’nin de vefatının ardından müftülük makamı resmen kimseye verilmedi. Bu nedenle bugün dini anlamda adadaki Türk azınlığı temsil edilmiyor. İbadet yerlerine gelince Rodos’ta bulunan camiler ise tadilat gerekçesi ile kapatıldı. Bugün yalnızca İbrahim Paşa Camii ibadete açık… Süleymaniye Camii’nin açılması için yapılan müracaata camiinin UNESCO tarafından tarihi eser olarak vasıflandırılması nedeni ile ibadete açılamayacağı cevabı verildi. Benzer şekilde Ali Hilmi Paşa Camii Rodos belediyesi tarafından restore edildi, ancak cami Kıbrıs Evi olarak kullanılmak üzere… Murat Reis Külliyesi’nde bulunan müftü evi ise yıktırılarak yerine konservatuar binası inşa edildi.

 

NEFRET VE BASKI ORTAMI

 

Rodos ve İstanköy’de baskı ortamı yerel basında yer alan haberler ile sürdürülüyor. Örneğin 2000 yılında kurulan Rodos Müslümanları Kültür Derneği için yerel gazeteler “Ankara’nın ajanı” yazdılar. Rodos ve İstanköy’de nefret temelli saldırılar da yaşanıyor. Kabapınar Kadın Cem Evi, İstanköy Belediyesi tarafından yıktırılarak yerine park yapıldı. İstanköy’de ise Cezayirli Gazi Hasan Paşa Camii ve Lonca Camii, sprey boya ile boyandı.

Son söz olarak, Rodos ve İstanköy’de Türklerin varlığı 1483 yılına kadar uzanıyor. Ancak Yunanistan’a göre Türkler, yalnızca Müslüman Yunan vatandaşı olarak görülüyor. Türklere yönelik asimilasyon politikaları ne yazık ki devam ediyor. Bugün Türklerin dini, kültürel, ekonomik ve eğitim alanında yaşadığı sorunlar giderek çözümü zor bir boyut kazanmış durumda. Sorunların çözümü için Yunanistan’a baskı yapmak gerekli. Zira şimdiye kadar ne İslam Cemaati makamının ne de Müftülük makamının iptal edildiğine dair her hangi bir kararname yok. Bu nedenle hukuki yolu kapanmamış olan  bu iki makamın yeniden oluşturulması için harekete geçmek gerek.

 

 

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.