Tahammülsüzlük ve Kabul edememe

20 Ağustos 2022 - 02:12

Tahammülsüzlük ve Kabul edememe

Tahammülsüzlük ve Kabul edememe
Son Güncelleme :

13 Aralık 2009 - 22:00

Bulgaristan’da, dönemin komünist rejiminin 1984-1989 yılları arasında Türklere uyguladığı politikayı yeniden gündeme getirmek istedim.  Bugün ülkede o döneme ait kanıtların yok edilmek istenmesi düşündürücüdür.  Demokrasiye geçiş sürecinden bu yana tam yirmi yıl geçti. Yirmi yıl geçse de özellikle Türklerin hafızalarında o korkunç yıllar asla silinmeyecek.  Komünistler o yıllarda Türklere uyguladıkları insan dışı politikayı savunmak için “terör” taktiği uyguladılar. Yurt genelinde ufak tefek patlamalar gerçekleştirip, suçu   Türklerin üstüne atmaya çalıştılar.  Böylece dünya kamuoyunun önünde yaptıkları insanlık dışı olayları, terörle mücadele ettikleri gerekçesiyle savunmaya çalıştılar. Filibe garında küçük çapta patlamalar gerçekleştirdiler.  Bu patlamayı dönemin DS (devlet güvenlik) mensupları yapıyorlardı. Olay ülkede yaşayan Türklerin üstüne atılıyor, hareket halindeki trende yine patlamalar gerçekleşiyor ve suç yine Bulgaristan’da yaşayan Türklere yükleniyordu.  Böylece Bulgaristan’da olmayan terör olayı yaratılmaya çalışıldı.  Komünist rejime ait görsel ve yazılı medya, terör olaylarını abartıp Bulgaristan’da panik havası yarattı. Yıllarca Rusya tarafından kasıtlı olarak Bulgar halkını Türk düşmanlığı aşılandı. Türk düşmanlığı Komünist rejimin ders kitaplarında doruğa çıktı.  Türk düşmanlığıyla doldurulmuş Bulgar askerleri 1984-1985 yılları arasında Türklerin yaşadıkları bölgelere sevk edildiklerinde olanlar oldu. Oysa Bulgaristan’da yaşayan Türk halkı masum ve günahsızdı. İstemedikleri halde kendi toplumundan kopartılıp,  yabancıların aralarına yaşamaya mahkûm edildiler. Sadece bir şey istediler, “anayasal çerçevede özgürce yaşamak”.  Bu en doğal insan hakkı bile çok görüldü.  

Ayrıca  dönemin yönetimi,  özellikle  Kırcaali bölgesinde Otonom Türk devleti kurmak istenildiği  gerekçesiyle Bulgar halkının önünde yaptıkları mezalimleri örtbas etmek istedi. İdeolojik alanda çalışmalarda  Türklerin yaşadıkları köyün yakınlarına yüksek bir yere Türk bayrağı asmak yeterliydi ve o köyde aranmadık taranmadık ev kalmazdı. Türkçe yazılı kitaplar, Türkçe kasetler, özellikle Kuran-ı Kerim,  hatta ve hatta ziynet eşyaları bile toplanıp götürülüyordu. Sorgusuzca öldürüldüler, cezaevlerine kapatıldılar, toplama kamplarına atıldılar,  evlerinden ve yurtlarından sürgün edildiler. Yine de silahlara sarılıp isyan etmediler. Hiçbir zaman Otonom devlet istemediler;  kanunlara saygılı ana yasal hakları çerçevesinde ülkede özgürce yaşamak istediler. Bulgar olmak istemediler, dünyaya barışçıl yollardan seslerini duyurmak istediler.

O korkunç dönemin tekrar yaşanmaması ve unutulmaması için rejim tarafından şehit edilen Türkler, hatta rejime karşı gelen Bulgarlar adına ülkenin çeşitli yerlerinde çeşmeler yapıldı, anıtlar dikilip mermerden hatırat ve kitabeler asıldı. Türklerin yoğun yaşadıkları bölgelerde dikilen anıtların, yaptırılan çeşmelerin ve  kitabelerin  yerlerinde durması için bölge insanı tarafından yoğun çabalar sarfediliyor. Ancak ne yazık ki,  Türklerin azınlık olarak görüldüğü bölgelerde rejim kurbanlarına yaptırılan çeşmeler kasıtlı olarak “terörist” ilan edilerek sistematik olarak tacize uğruyor.

En son Ruen belediyesine bağlı Tırnak köyünde rejim kurbanı üç Türkün adına yaptırılan çeşmenin,  Bulgaristan Yüksek mahkemesinin kararıyla yıkılması ülkede demokrasinin yeniden sorgulanmasını gündeme getirdi. Bu gelişmeler kamuoyu tarafından  Türklere tahammül edememenin olumsuz bir göstergesi olarak değerlendirilirken, bizler  sınırsız bir Avrupa yolunda ilerlemekteyiz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.