Balkan Uluslarının Milliyetçiliğine eleştirel bir bakış 2

10 Ağustos 2022 - 22:33

Balkan Uluslarının Milliyetçiliğine eleştirel bir bakış 2

Balkan Uluslarının Milliyetçiliğine eleştirel bir bakış 2
Son Güncelleme :

18 Şubat 2010 - 22:00

Bağımsızlık hareketleri, 1913 Balkan Savaşları, 1993 Yugoslavya’nın parçalanma süreci ve bunların ortaya çıkardığı sonuçlar uluslararası ilişkiler terminolojisine “balkanlaşma” kavramının girmesine neden olurken; yine bu gerekçelerden dolayı bölge insanları “uygar Batı” (!) tarafından Batı’nın içindeki Doğulular olarak nitelendirilmekten kurtulamamışlardır. Kendilerine yönelik bu yaklaşımlara rağmen, Balkanlıların öz kimliklerini reddetmeleri trajikomik bir tutumun yansımasından başka bir şey değildir. Bu halklar Batı’ya karşı ‘aşağılık psikolojisi’ içindeyken; aynı bölge içerisinde yaşadığı unsurlara karşı ise ‘üstünlük kompleksi’ ile hareket etmektedir. İşte bu durum; bölge aktörlerini, “aşağılık” psikolojisi içindeyken “büyük bir ağabeyi” örnek almaya, “üstünlük” psikolojisi içindeyken de bölgede komşularını ve ötekileştirdiklerini (bu unsur başta Türkler ve diğer Müslüman gruplardır) ezmeye yöneltmiştir.

 

Balkanlı halkların ulusal kimliğini oluşturan bir diğer önemli unsur da Türklerdir. Türklerin Batı’ya doğru genişlemeleri Balkan halklarını harekete geçirmiş; ancak durdurmaya yeterli olmamıştır. Aslı itibariyle, bölgeye yabancı olmayan Türkler; Bulgar, Peçenek ve Kuman (Kıpçaklar) Türklerinin ardından Oğuz Türklerinin de ‘İskân Politikası’ kapsamında bölgeye gönderilmesiyle, demografik dengeleri kendi lehlerine çevirmişlerdi.  Daha genel bir ifadeyle, Türkler bölge halkları kadar bölgede eski ve kökleri olan bir kavimdir denebilir. Uzun bir zaman Türklerin yönetimi altında kalan Balkan ulusları, 19. yüzyılda bölge dışı devletlerin destekleriyle Osmanlı Devleti’ne karşı bağımsızlık mücadelesine girişmişlerdi. Fransız İhtilali’nin getirdiği milliyetçilik kavramı, Osmanlı Devleti gibi çok uluslu imparatorluklar üzerinde olumsuz sonuçlar yaratmıştı. Bölgede devlet otoritesinde zafiyet belirtileri ortaya çıkarken, Türk ve Müslüman nüfusa yönelik insanlık dışı eylemler kendisini göstermiştir. Bunun sonucu olarak, Rumeli’den Anadolu’ya doğru geçmiştekinin aksine bir göç hareketi yaşanmıştır. Ancak Osmanlı Devleti döneminde Balkanlar’a yerleşen Türkler, İslamiyet’i de bölgeye taşımış; Arnavutların ve Boşnakların da Müslüman olmalarıyla iki doğal müttefik kazanmışlardır. Bu iki topluluğun da zamanla diğer unsurlarca ötekileştirilmek istendiğini vurgulamak lazımdır. Kısacası, Balkan uluslarının kimlik oluşumunda bölgede yüzyıllardır süregelen Türk hâkimiyetinin yanı sıra, günümüzde dahi bölgede bulunan hatırı sayılır oranda Türk/Müslüman nüfusun önemli etkisi bulunmaktadır.

 

GÜNÜMÜZDE BALKAN MİLLİYETÇİLERİ

 

Balkan ulusları, yukarıda genel olarak çizilen karakteristiği günümüzde dahi muhafaza ediyor olsalar da; zamanla dönüşüm yaşadıkları muhakkaktır. Balkanlılar, bağımsızlık hareketlerine giriştiklerinde Batılılar için birer taşeron iken; 1913 ve 1993’te bölgede yaşananlarla birlikte barbarlığın ve geri kalmışlığın timsali olmuşlardır. Balkan uluslarının bu sıfatlarla eşdeğerde görülmesi için çok sayıda gerekçe vardır. Ancak, başka birçok alanlarda olduğu gibi burada da Avrupa’yı örnek almışlardır. Diğer bir deyişle, bölge insanları barbarlığı Avrupa’dan ithal etmişlerdir. Avrupalıların kimliksel ve düşünsel bağlamda Balkan imgelemesi bu çerçevede şekillense de; öte yandan reel politik eksende Balkanlılara kucak açmak zorunda kalmışlardır.  Soğuk savaş döneminde sosyalist ideoloji, bölgeye göreli bir istikrar getirmiştir. Bu dönemde etnik hesaplaşmalar güncelliğini yitirmiş olsa da; tam anlamıyla ortadan kalkmamıştır. Bu geçici istikrar döneminde dahi, Balkan Türkleri ve Müslümanları için göç olgusu geçerliliğini korumuştur. İki kutuplu sistemin çözülüşüyle birlikte uluslararası sistemde meydana gelen yapısal değişim, bölgesel anlamda bir çözülme/değişim sürecini de beraberinde getirmiştir. Bu yeni süreçte kimi devletler kanlı bir şekilde dağılırken; kimileri de yapısal reformlar yapma yoluna gitmiştir. Bölgede yeni dönemde ortaya çıkan etnik hesaplaşmalar, sadece totaliter devletlerce bastırılmış etnik kimliklerin, küreselleşme sürecinin etkisiyle kendilerini yeniden ifade etme istemleriyle açıklanamaz. Etnik bir volkanı andıran bölge için böylesi hesaplaşmalar, tarihsel birikime sahip olağan bir durumdur. Tarihsel deneyimler göstermiştir ki; Balkanlar hâkim bir otoritenin altında olmadan, kaynayan bir kazanı çağrıştırmaktadır. Farklı bir ifadeyle, bölgenin istikrar çizgisinde olması egemen bir gücün varlığına bağlıdır. Kısmen de olsa Osmanlı Devleti ve Sovyetler Birliği bu görevi başarıyla yerine getirmişseler de;  bölgeye damgasını vuran Osmanlılar olmuştur. Todorova’ya göre, günümüz Balkanlar’ı Osmanlı Devleti’nin mirasıdır.  Soğuk savaş sonrası dönemde Bosna Hersek ve Kosova örneklemlerinde yaşanan gelişmeler Batı’nın müdahalesini zorunlu kılmış; bölgede istikrarın yeniden tesisi sağlanmaya çalışılmıştır. Bu dönem itibariyle, Balkanları “kazanan aktör” olarak Avrupa Birliği göze çarparken; Osmanlı Devleti ve Sovyetler Birliği’nin veliahtları olan Türkiye ve Rusya bölgede manevra kabiliyetini önemli ölçüde kaybetmişlerdir.

 

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.